Yüreğinin Götürdüğü Yere Git…

Küçükken bir öğretmenimin tavsiyesi üzerine okumuştum bu kitabı. Okumaya olan merakımı artıran, okumaktan zevk almamı sağlayan önemli kitaplardan biri oldu benim için. İçinden bazı pagrafları yıllarca unutamadım, yaşamın değişik anlarında, değişik zamanlarda aklıma geldi. Bazen öyle oldu ki, satır satır hatırlıyordum. Okuduğum yüzlerce kitap arasında, üstünden yıllar geçmesine rağmen bu kadar net hatırladığım eşsiz bir kitaptır bana göre…

Geçenlerde son paragrafı yine aklıma geldi, kitabı tekrardan elime almak için sabırsızlanma başladı içimde, kalktım Aydın’a geldim. Şu anda kitap elimde, garip bir şekilde mutlu oldum. 🙂

yurek

Gözyaşları üzerine yazılmış unutamadığım bir sözü yazayım öncelikle,

Akmayan gözyaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler.

Hayatın işleyişi hakkında genel bir fikir sahibi olmama, amaçsız bir şekilde koşmak yerine bir hedef belirlemenin ne kadar önemli olduğunu anlama yardımcı olan bir cümle,

Hayatın bir koşu değil, hedefi vurmak olduğunu söylediğimde dehşete kapıldın: önemli olan zamandan tasarruf değil, bir hedef bulmaktır.

Ve kitabın son kısmını oluşturan, birkaç paragraf yazacağım, kitabın sonu olduğu gibi bu yazının da sonu olacak,

… Beni belki daha da büyüdüğünde, ancak uzlaşmazlıktan merhamete uzanan o esrarengiz yolu aşmışsan anlayabileceksin.

Merhamet diyorum dikkat et, ıstırap değil. Duyduğun ıstırap olursa, o kötü ruhlar gibi iner sana eziyet ederim. Ama alçakgönüllü olmaktansa basit bir kız olmayı yeğlersen, susmak varken boş dedikodularla sarhoş olursan da aynı şeyi yapacağım. Lambalar patlayacak, tabaklar raflardan uçacak, külotlar avizelerden sarkacak, sabah güneş ddoğduğu andan gece yarısına dek seni bir an bile rahat bırakmayacağım.

Hayır, doğru değil bunlar, hiçbir şey yapmayacağım. Bir yerlerdeysem, seni görme olanağım olursa, boşa geçirilmiş bir yaşam gördüğüm her sefer nasıl üzüldüysem öyle üzüleceğim, aşk yürüyüşünü tamamlayamamış bir yaşam, beni hüzünlendirir. Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa: Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.

Yolunu yitirdiğimi, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin bir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.

Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git.

Almayı düşünenler olursa buradan ulaşabilirler. 🙂

Bir Cevap Yazın