The A Team

Çocukluğumun en sevdiğim dizisi desem fazla abartmış olmam diye düşünüyorum, bu dizinin başlangıç müziğinden tutundan basit ama heyecanlı aksiyon kurgusuna kadar her karesine bir hayranlığım var. Hala daha televizyonda tekrarlarını yakalarsam, daha önceden defalarca izlemiş olmama rağmen sıkılmadan izliyorum.

Şimdi gelelim durduk yere nereden aklıma geldiğime. 🙂 Facebook’tan sevdiğim bir abim bir projelerinin sayfasına hayran olmam için istek yollamış. Projenin adı FragmanCafe; içerisinde oyunların, dizilerin ve yeni filmlerin fragmanları yer alıyor. Sayfayı incelerken birden A Takımı’nın afişini görünce heyecanlandım. acaba site yapım aşamasında da öylesine mi koydular bu afişi falan diye düşünürken, videoyu izlemeye başladım. Birde ne göreyim, cidden yeni bir film haziranda bizleri bekliyormuş. Buradan filmin fragmanını paylaşmak istiyorum.

Bu yeni film bizi kendine ne kadar bağlar bilemiyorum ama Türkçe seslendirmesini, eski diziyi seslendirenler yaparlarsa bana büyük bir nostalji yaşatmış olacaklardır. Bu arada yeni filmin çıkış tarihi 11 Haziran olarak duyurulmuş.

Unutmadan eski dizinin girişinide koyayım ki benim gibi meraklısı olanlara güzel birkaç dakika yaşatmış olalım. 🙂

Vodafone 3G ve ArchLinux

Serinin 3. yazısına ulaştık. Çok sık işletim sistemi değiştiriyormuşum gibi bir his uyandırdı bu durum aslında, ancak yeni sistemleri denemenin tadının yanında insanın kendisine uygun olan sistemi bulması da zaman alabiliyor. Bu sefer ki dağıtımımla ne kadar zaman geçiririm bilmiyorum ama diğer dağıtımlardan daha çok sevdiğim kesin.  🙂

Arch’ımı KDE ile kullanma kararımdan mıdır yada ubuntu’nun içinde 3G için hangi paketlerin geldiğini bilmediğimden midir, 3:G bağlantısını bu sistem ile kurmam biraz daha zahmetli oldu. Bağlantıyı kurdum kurmasına ancak hala istediğim özelliklere sahip değilim. Neymiş bu özellikler derseniz, örneğin ne kadarlık veri iletişimi kullandığımı kontrol edemiyorum.

Önce betavine’in sitesinden Arch’a uygun paket derlemesi var mı diye baktım. Yoktu. 🙂 Sonra Arch’ın meşhur yaourt’unda arattım orada vardı ancak bir yerde takıldı ve benim canımı sıktı, onunla uyğraşmaktan vazgeçtim bende.

Nette gezerken wvdial diye bir yazılım ile bunun yapılabildiğini duydum, buna dayanarak programı bularak kurulumu sağladım. Burada ayar dosyasınıda sizlerle palaşıyorum ki benden sonrakiler uğraşmak zorunda kalmasın. Önemli uyarı sim kartın pin sorgusunu kapatmanız gerekmekte, aksi takdirde pin kodu ayarları ile de uğraşmanız gerekiyor.

[Dialer vodafone0]
Modem Type = Analog Modem
Phone = *99#
ISDN = 0
Baud = 460800
Username = internet
Password = internet
Modem = /dev/ttyUSB0
Init1 = ATZ
Init2 = at+cgdcont=1,”ip”,”telsim”
Stupid Mode = 1

Hala daha DNS ayarlarını nasıl yapacağımı çözemedim, bu bişlgiye ulaşınca sizlerle tekrardan paylaşırım. 🙂

Arch Linux!

Linux kullanmaya başladığımı live cd’ler döneminde sayarsak epey uzun zaman olmuş.  Emre Sokullu’nun geliştirdiği Turkix’i takıp kurcaladığımı hatırlıyorum. Hatta o cd bana Windows XP’nin şifreli belgelerim klasöründe kalan dosyalarımı kurtarmamı sağlamıştı.

İYTE’ye geldiğimde ilk tanıdığım insanlardan olan, ilk oda arkadaşım ‘Cihat’ sağolsun, benim linux bağımlısı olmamdaki önemli insanlardandır. Onun kullandığı dağıtım olan Ubuntu’yu çok uzun süre kullandım. Ubuntu’yu seviyorum, yanlız biraz fazla basit gibi gelmeye başlıyor bir yerden sonra. Sürekli aman son kullanıcı şurasını ellemeden halletsin, burasına dokunmadan halletsin, diyerek o kadar çok oynadılar ki artık ondan sıkıldım. Hatta artık stabil olduğu zaman bile beni sıkıyordu ve sürekli alpha sürümlerini kullanıyordum. İşin aslı benim bilgisayarda alpha sürümler her zaman kararlı sürümlerden, daha kararlı çalışmışlardır. 😀

Tabi bu kadar uzun süre Ubuntu kullandıktan sonra yeni bir dağıtım arayışına girdim. Arada birkaç dağıtım denemeiştim ama hepsi geri benim Ubuntu’ya dönmeme sebep olmuştu. Bunlardan openSUSE’yi çok fazla özelleştirilmiş olduğu için, Fedora’yı kararsızlıklarından ötürü sevemedim. Bu sırada da forumlarda Arch’ın adını çok duymaya başlamıştım.  Bir arkadaşımında tavsiyesi ile KDE ile beraber denemeye karar verdim, ki normalde KDE’yi sevmeyen bir insanımdır.  Kurulum biraz zahmetli, hatta o sırada home dizinimide yiyerek 100gb’lık verimide telef etti. Ama yinede bu sistemi sevdim… Gnome kurmayı dahi düşünmüyorum, uzun bir süre KDE ile Arch kullanacak gibiyim. Hem bütün yazılımlar en güncel, hem de herşey stabil daha ne olsun.

Yaşasın Arch’erlar!.. 🙂

P.S: Arch veya Gentoo’yu denemeyip, deneyimi Ubuntu ile sınırlı olan insanlar, bana biz linux kullandık amanda şöyleydi böyleydi diye gelmeyin!..

Biten bir dizinin ardından: DollHouse!

Geçen yıl büyük merakla izlemeye başladığım bir dizi Dollhouse. Konu olarak toplama kampı gibi bir yerde tutulan kişilikleri silinmiş insanların, müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda yazılan kişiliklere sahip olmalarını içeriyor. Konusu çok ilginç değil belkide, son günlerde bu konuyu döndüren birçok film ve dizi mevcut. Ancak hikayenin işlenişi olarak oldukça ilgimi çektiği söylenebilir. Dizinin ikinci sezonunda sonlandırılmış olması tadının damağımda kalmış olması oluyor. 🙂 Uzatılmış olsaydı büyük ihtimalle sıkılacaktım, ama burada bitincede çok çabuk bitmiş gibi hissettim.

Dizide karakterlerin kişilikleri silinmesine rağmen bazı karakterlerin arasındaki aşkın ilginç bir şekilde silinememesi insana çok ilginç bir his yaşatıyor. 🙂 Ama işin ilginci bu karakterleri istedikleri insana aşık edebilmeyide başarabiliyorlar. Burada aslında iki farklı duygunun ortaya çıkarımı var. Birisinde gerçekten bir aşk var, hiçbir etkiyle değişmiyor, diğerindeyse aşk zannedilen bir hoşlanma durumu var. Ne aşkmış be abi adamın beynini kavurdular hala aşık, dedirtecek türden bir aşkı görebiliyoruz dizide. 😀

Eliza ablanında aşkını içinde taşıyor olması (Dizinin son bölümünü izleyen arkadaşlar anlayacaktır.) çok ilginç ve hoş bir his olsa gerek. 🙂

Hay Aksi

Facebook’ta gezerken verdiği hatayı görünce yüzüme bir gülümse yerleşti.

Bu kadar içten bir hata olmaz ki ama. 😀