Blog Yazarlığı Para Eder mi?

Blog açmayı düşünen birçok arkadaşımın kafasında bu soru dolaşıyor, kenarda köşede birşeyler yazıyor olmak bize maddi ve manevi olarak ne kazandırır? Birileri bizi okurda sesimizi duyar mı? Harcadığımız vakit ve paraya değer mi? Aslında bu soruların hepsinin cevabı basit olarak harcadığınız emekle doğru orantılı ancak yine de biraz daha uzun bir şekilde bu konudan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle bu işin maliyeti nedir sorusunun en basit cevabını vermek gerekirse hiç paranız yoksa dahi blogspot.com ve wordpress.com üzerinden alacağınız hesaplar ile bütün olayı bedavaya getirebilirsiniz. Bir adım öteye gidip kendi alan adınızı 10-15 liraya alarak kendi alan adınıza sahip olabilirsiniz ve en son noktada da yılda 20-25 liraya kendi wordpress kurulumunuza ve alan adınıza sahip olabilirsiniz. Bu bahsettiğim miktardaki ücretlerle alacağınız hizmet küçük bir çevre tarafından okunduğunuz sürece size yetecektir. Daha büyük bir kitle takip etmeye başladığındaysa zaten getirisi götürüsünden fazla olacaktır.

Türkçesi: "Bloglamak yada bloglamamak. İşte bütün mesele bu." 🙂

İşin maddi olarak getirisini incelemeye aldığımızdaysa küçük bir blog iseniz tanıtım yazıları ve küçük reklamlar ile yukarıdaki bahsettiğimiz maliyeti karşılar ve üzerine küçük miktarda para kazanabilirsiniz. Tabi bu küçük miktar kimseyi tatmin etmeyecektir ama düzenli olarak içerik eklemediğiniz, yeterli vakti ayırmadığınız bir blogtan daha fazlasını da beklemek yanlış olur.

Her telden birşeyler paylaşılan bir blog yerine, uzmanlık alanınız olan bir konu hakkında birşeyler paylaştığınız ve düzenli olarak güncellediğiniz bir blogtan ise tek başınıza yazıyor dahi olsanız, geçiminizi sağlayabilirsiniz. Türkiye’de bunun örneklerini oluşturan birkaç blog var ama genelde bu yazarlar gazetelere geçiş yapmayı tercih ediyorlar. Hem gelirleri artıyor, hem tanınırlıkları. Bunların yanında tıklanmama korkusundan da bir nebze kurtulmuş oluyorlar ama internet ortamındaki özgürlükleri de bence kayboluyor.

Manevi açıdan kazanabileklerinizi değerlendirirmeye alırsakta, ne zaman neleri getirip, neleri götüreceği hiç belli olmuyor diyebilirim. Farklı arkadaşlıklar edinmenin yanısıra, iş bulmanızı bile sağlayabilirken bildiklerinizi paylaşmanın mutluluğunu da yaşıyorsunuz. Sonuçta bir mum başka bir mumu yakmakla ışığından birşey kaybetmiyor, aksine diğer yaktığı mum sürekli kendisine saygı duyuyor. Aynı zamanda farkında olmadanda olsa kişisel gelişiminize de katkıda bulunmuş oluyorsunuz, çünkü yazanla yazmayanın yazma kapasitesi bir olmuyor. İlk yazdığım yazılardan bu güne dönüp baktığımda kendimi ne kadar geliştirdiğimi görebiliyorum, hala birçok eksiğimin olduğunun da farkındayım ama kenarda eksiğim var diyerek oturursam, düzelmeyeceklerine de eminim.

Bu kadar bahsettikten sonra umarım sizi blog tutmaya ikna edebilmişimdir. 😛 Şaka bir yana verilen hiçbir emeğin karşılıksız kalmayacağına inanan birisi olarak, blog tutmayı eğlenerek geçirilen faydalı bir etkinlik olarak görüyorum. Herkese iyi bloglamalar…

Facebook Olayları – 2

Yazının bir önceki kısmını okumayanlar buradan ulaşabilirler. Şimdi devam edelim. 🙂

3 – Uzanma Oyunu (Lying Down Game)

Bir grup üniversite öğrencisinin öncülük ettiği bu akımda, insalar bir yerlere uzanarak resim çektiriyorlar ve bu resimleri facebook gruplarında paylaşıyorlar. Uzanmak için çok farklı ve ilginç yerleri seçen bu insanların oluşturdukları akım o kada ilgi çektiki bütün dünyada oynayanlar bulundu ve facebook gruplarının şu an 105.000 üyesi bulunuyor.

4 – Bil Bakalım Çantamı Nereye Koyuyorum?

Yine bayanların saçma oyunlarından bir tanesi olarak hafızamda kaldı. Hayır ne gibi bir amacı olabilir ki? Hadi amaçsızlığını geçtim, sadece koydukları yerin ismini yazarak, erkeklere ne acaba bu diye düşündürdüklerini sanmaları onları iyice komik duruma düşürüyordu. Hayır yani, sen nasıl öğreniyorsan böyle birşey olduğunu erkeklerde öğrenebiliyor. 🙂 Ancak bu eylemin kadınların çantalarını nereye koyduğunu merak eden, hırsızlar tarafından başlatıldığını düşünüyorum, şimdi sorsalar facebook profilimdeki kızların yarısı çantasını nereye bırakıyor biliyorum artık… 🙂

Bir de bireysel silahsızlanma diye çığrınırlar, şunun içine bak =))

5 – Boobquake 2010

İngilizcesi olanlar hikayenin ne üzerine geçeceğini anlamışlar bile ancak başlamadan söyleyebilirim ki, içlerinden en saçması ve gereksizi sanırım buydu. 🙂 Bir yerde kendi kendilerini aşağladılar bence ama tabi bu oyun Türk bayanları arasında rabet göremedi. İngilizce bilmeyenlerin neymiş ki bu oyun sorusunun kafalarında dönmeye başladığını biliyorum ama nasıl açıklayacağımı bilemiyorum… Şöyle başlayalım bir belki devamı gelir, geçtiğimiz nisan ayında Indiana’dan bir üniversite öğrencisi blogunda İran’daki “kadınların giyimi depreme sebep oluyor” inancının bilimsel olarak testinin yapılması gerektiğine dair bir yazı paylaştı. Bu yazının üzerine de kadınlar göğüslerinin resimlerini çekerek, profil resimleri yaptılar. 🙂

Etkinlikten bir kolaj. 🙂

Şimdilik facebook olayları üzerine yazmak istediklerim bu kadar ancak gün geçmiyor ki facebook’ta yeni bir olay olmasın. Yarın birgün illaki bir olay olacaktır ve eminim kadınların parmağı yine olacaktır.

Facebook Olayları – 1

Facebook bugüne kadar bayanların sütyen renklerini durumlarında paylaşmasından, üniversite gençlerinin oynadıkları uzanma oyununa kadar birçok ilginç olaya aracılık etti. Normal durumlarda absürd olarak karşılayacağımız veya saklamak isteyeceğimiz bilgileri bu sosyal medya kralı aracılığıyla gönül rahatlığıyla paylaştık. Bu facebook olaylarının unutulmaması için küçük bir liste oluşturdum, bakalım siz bu listedekileri hatırlıyor musunuz?

1) Sütyen Rengi Patlaması

Geçtiğimiz yıl ocak ayında birden facebook durum güncellemelerinde mavi, kırmızı, pembe gibi iletiler görmeye başladık ve tabi ki bu iletileri gönderenler hep bayan kullanıcılardı. 🙂  Evet, bayan kullanıcılar sanal dünyayla sütyen renklerini paylaşıyorlardı. Tabi bu öylesine bir hareket değil, bir kampanyaya destekti. Kampanya meme kanserine dikkat çekmeye çalışıyordu ama kanseri önlemeye yaradı mı şüphelerim var. 🙂 Ayrıca bence bu kampanyayı başlatan arkadaş sadece fazla meraklı bir erkek. 😛

2) Bol Bol Etiketle

Süperman misiniz? Yoksa Batman mi? Bir dönem boyunca farklı arkadaşlarınız tarafından etiketlenmediğiniz karakter kalmamıştır büyük ihtimal. Herhangi bir süper kahraman olabileceğiniz gibi payınıza huysuz şirin de düşebiliyordu tabi ki. 🙂

Birçoklarına buradan ulaşabilirsiniz.

Devamı gelecek… 🙂

Linux’ta RatioMaster

Öncelikle RatioMaster kurulumunu anlatıyor olmanın çeşitli şuçluluklarını hissettiğimi belirtmek isterim. İlk sebep elbetteki paylaşım üzerine kurulu, en azından verdiğin kadar alman gereken bir sistemi kandırarak vermeden almanın yolunu gösteriyor olmam. İkincisi ise Mono projesinin kullanılmasının şart olduğu bir yazılımın kurulumdan bahsediyor olmam. Mono projesini neden sevmediğimi öğrenmek isterseniz Google üzerinden küçük bir araştırmayla açık kaynak severlerin neden bu projeye iyi gözle bakmadıklarını araştırabilirsiniz.

Mono, Novell tarafından açık kaynak olarak geliştirilen ve Linux ortamında .NET projelerinin çalışmasını sağlayan bir yazılımdır.

RatioMaster‘a geri dönersek, programın amacı genel olarak indirdiğiniz dosyaları seed etmeden de seed etmiş gibi göstermenizi sağlıyor, tabi ki durumu abartıp çok yüksek hızlarda yükleme yapmış gibi gösterirseniz kendinizi site yöneticileri durumu anlayıp hesabınızı banlayabiliyorlar. .NET ile geliştirilmiş bir uygulama olduğu için de bir Linux kullanıcısının uygulamayı çalıştırması birazcık zahmetli. Öncelikle elbette Wine adlı uygulamaya ihtiyacımız var. Sonrasında da yine Wine‘ın sitesinden indirilebilen winetricks adlı betiğe ihtiyaç duyacağız. Ben anlatıma sisteminizde Wine kurulu olarak farz ederek başlayacağım. winetricks betiğini indirmeniz için konsola

wget http://www.kegel.com/wine/winetricks

yazmanız yeterli olacaktır. Sonrasında ise tekrar konsola

sh winetricks

yazarak betiği çalıştırabilirsiniz. Uygulama ile dotnet20 ve mono26 adlı uygulamalarını indirip kurmanız gerekiyor. Arada uyarı mesajları verebilir ancak siz aldırmadan kurulumu tamamlayın. Eğer başka bir .NET sürümünü daha çekerseniz örneğin dotnet30 gibi kurulumda alacağınız hatalardan kurulumu tamamlayamacak ve uygulamanızı başlatamayacaksınızdır.

Yukarıdaki kurulumlardan sonra buradan RatioMaster‘ı indirerek kullanmaya başlayabilirsiniz. Abartmamaya dikkat edin lütfen. 🙂