Doğru İYS’yi Seçme Sorunu! – 1

Günümüzde internet sitesi yapmak o kadar sıradan bir işe dönüştü ki artık her yaştan insan kendi işini görecek boyutlarda bir site çıkarabiliyor. Vaktiyle Word, Excel kullanmayı nasıl öğrendiysek, internet sitesi yapmayı da öğrendik. Herkesin yapabiliyor olmasının güzel birşey olmasının yanı sıra kötü yanlarıda var. Evet bugün bir ilkokul öğrencisine de bu işi yaptırabilirsin, profesyonel olarak bu işle ilgilenen birisine de yaptırabilirsin. Elbetteki ikisi arasında farklar olacaktır. Bu sektörün sorunlarından bahsetmeye devam edersek, yazı esas amacından sapar gider, ancak daha önceden başka bir blogta karşılaştığım, bu sektörün en büyük sorunlarından birisinden bahseden bir yazıya link vererek esas konuma dönmek istiyorum. Tasarımcı Olmak adlı bu yazıya lütfen herkes bir göz atsın.

Web sitesi hazırlama işini herkesin yapabilmesinin en önemli sebebi elbetteki gelişen İçerik Yönetim Sistemleri(CMS)’dir. Kodlama bilmeden herhangi bir programı kullanırmışcasına web sitesi hazırlama imkanı sunan bu sistemlerin sayısı o kadar fazla durumdaki birçoklarınız hangisini ne zaman, nerede kullanacağını dahi bilmiyor. Yanlış sistem seçimi de zaman kaybı ve yeterli verimi alamama gibi sorunlara yol açıyor.

Tarihçe ve Özellikler

İYS’ler bir veritabanını kullanan(genellikle MYSQL) veya başka metodlarla sayfalar oluşturup, saklama ve düzenleme imkanı sunan web uygulamalarıdır. İYS’ler sayesinde teknik bilginiz olmadanda içeriklerinizi yönetebilirsiniz.

Elektronik olarak içeriği yöneten bütün sistemlere İYS denebilir. İlk örneğine 1996 yılında Vignette tarafından yayınlanan StoryServer olarak rastlıyoruz. Sonraki yıllarda ise onlarca İYS çıkarıldı ve bir o kadarıda tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı. 2000-2005 yılları arasında çıkarılan onlarca sistem, çıkan sorunlarda kullanıcılara verilen yetersiz destek yüzünden atıl kaldılar. Yıl 2007 olduğundaysa sistemler artık biraz daha kategorize olmaya başladılar. Hatırlıyorumda lise yıllarımda PHP-Nuke kullanırdık, o zamanlar en yaygın kullanılan sistem olduğu için destek bulmasıda sıkıntı olmuyordu. Birkaç alternatifi vardı ama onlarda yeterli desteğe sahip değillerdi.

2008’den itibaren sistemler artık kendi felsefelerini oluşturmaya, özelleşmeye başladılar. Farklı çözümler ve farklı kullanım zorluğu seviyelerinde birbirlerinden ayrılmaya başladılar. Emlak portalları, online satış katalogları, bloglama yazılımları gibi kendi içerisinde arama özelliğine sahip olan resim ve yazıların kolaylıkla eklenebildiği sistemler piyasadaki yerlerini sabitlediler.

Devamı gelecek…

Drupal Guestbook Modülüne CAPTCHA Ekleyelim

Yaklaşık bir ay önce bir akşam tamamen can sıkıntısından küçük bir proje başlattım, gördüğü ilgi kayda değer oldu. Proje genel olarak tertemiz bir Drupal kurulumu ve Guestbook modülünden oluşuyordu. Bunların dışında da hiç bir eklenti kullanılmamıştı. Ancak internet o kadar kirlenmiş durumdaki, bizim herkese açık olan bu duvarımızı reklam botlarının fark etmesi çok zaman almadı ve bizi tedbir almaya zorladı.

Bu bilgisayarlar artık, bizim duvara yazmak isteyen kardeşlerimizden ayrılmalıydı. Doğal olarak benim de aklıma hemen hemen bütün sitelerde kullanılan CAPTCHA modülü geldi aklıma. (CAPTCHA için bir doğrulama standartı denebilir) Drupal için bulunan CAPTCHA modülünü kurdum ancak Guestbook modülü ile çalışabilmesi için bir ayara ihtiyacım olduğunu fark edince biraz araştırmayla Abhishek bloguna ulaştım. Meğer olayımız bir SQL sorgusuyla çözülüyormuş.

INSERT INTO `captcha_points` ( `form_id` , `module` , `type` ) VALUES ( 'guestbook_form_entry_form', NULL , NULL );

Bu sorguyu yaptırdıktan sonra /admin/user/captcha yoluyla ulaşacağınız ayarlar üzerinden Guestbook için CAPTCHA‘yı aktifleştirebilirsiniz. Abhishek‘e bu güzel paylaşımı için teşekkürler…

WordPress Sitenizin Alan Adını Değiştirelim

Başlık epey uzun oldu ama bu anlamı verecek daha kısa bir başlık aklıma gelmedi malesef… Yukarıda da bahsettiğim herhangi bir alan adına kurmuş olduğunuz olduğunuz WordPress sitenizin herhangi bir nedenle alan adını değiştirmek istediğinizde ne yapmanız gerektiğinden bahsedeceğim. Geçtiğimiz aylarda yaptığım bir WordPress kurulumunda müşterinin isteği doğrultusunda alan adı değişikliğine gidilmesi gerekti, daha önceden ihtiyaç duymadığım için neyle karşılaşacağımın farkında değildim. Ancak alan adını değiştirdikten sonra fark ettim ki sistem adresi veritabanı üzerinden çekerek kullandığı için bir türlü admin girişini gerçekleştiremiyordum. Bu sebeple bir dizi SQL sorgusu çalıştırmam gerekti, benden sonra ihtiyacı olacaklar ve ileride belki tekrar bana lazım olur diyerek paylaşmak istedim.

Konuya dönersek ilk sorgumuzda wp_options tablosundaki adresleri değiştiriyoruz. Bu sorgudan sonra panelden giriş yapabilirsiniz ancak sitenin tam olarak düzgün çalışması için diğer sorguları da yapmak zorundayız.

UPDATE wp_options SET option_value = replace(option_value, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com') WHERE option_name ='home' OR option_name = 'siteurl';

Sorgudaki http://eskiadres.com kısmını veritabanında sitenizin kök dizini nasıl kayıtlıysa o şekilde değiştirmeniz gerekiyor. http://yeniadres.com yerine de yeni alan adınızı yazmanız gerekecek.

UPDATE wp_posts SET guid = replace(guid, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com');

Yukarıdaki sorguylada gönderilerimizin adreslerini düzeltmiş oluyoruz. Son olarakta sitedeki resim gibi ögeleri görünür kılmak için aşağıdaki sorguyu çalıştırmanız gerekiyor.

UPDATE wp_posts SET post_content = replace(post_content, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com');

Sorguların hepsini tamamladıktan sonra, kontrol panelinizdeki genel ayarlardan Site adresi (URL) kısmını da güncellemeyi unutmayın.

Ubuntu’nun 10 Kötü Tarafı

Ubuntu‘yu sevmek için bir sürü madde sıralayabilirim, en başta Windows olmaması olabilir mesela. Daha da açarsak beleş olması, hızlı olması gibi sıralabilir yada sloganları gibi “Linux for human beings(İnsanlık için linux)” diyebilirim. Hep Linux‘un muhteşem birşey olduğundan bahsettik durdum, kardeşim bunun hiç mi kötü yanı yok diyen arkadaşlar için internette gezerken gördüğüm bir yazıyı kendimce fikirlerimi ekleyerek Türkçeleştirmeye karar verdim. Yazının orjinal şekline buradan ulaşabilirsiniz, bakalım başarabilecekmiyiz…

  1. Diskleri Bağlama: Benim için pek sorun oluşturmasa da, yazının sahibi bundan çok şikayet etmiş. Halbuki gerekli ayarlamalar yapıldığında bu disk bağlama mantığı Windows‘takinden çok farklı olmuyor. Ama sanırım arkadaş fstab ayarlarını yapmadığı için, NTFS biçimindeki bölümleri her açılışta bağlamak zorunda olduğundan yakınmış. Bu konuda herkes bilgi sahibi olmak zorunda olmadığından, bir yerde haklısınız…
  2. Root Olma Durumu: Sürekli bir şifre girme zorunluluğunuz var, evet hepimiz virüssüz ve ultra güvenlikli bu sistemi kullanmaktan çok mutluyuz, ama kendi dosyamızı silmek istediğimizde bile arkadaşım senin şifren nedir demesi bazen bezdirici olabiliyor.
  3. Terminal: Bilgisayarı yaşam tarzı olarak benimsemiş insanlar genelde terminal üzerinde çalışmaktan zevk duyarlar ama son kullanıcıya hitap edilecekse, bu terminal geyiği biraz eskide kalmadı mı? Eski DOS box misali sürekli terminale şunu gir, bunu gir de ne oluyor? Ömrümüz terminal komutlarını ezberlemekle mi geçecek?
  4. Kısıtlı Eklentiler: Ubuntu 10.10 ile bu sorun epey düzeltildi. Ama mp3 dinlemek ve dvd oynatmak için bile birşeyler yüklemek zorunda kalmak epey acı vericiydi.
  5. Koyu Renkler: Demiyoruz ki Windows’un gök maviliği ve çimen yeşillğine geçilsin, ama Ubuntu gerçekten çok karanlık renkleri kullanıyor. Bu gidişle tamamen siyah temayla gelecek önümüzdeki sürümler.
  6. Güncellemeler: Kotasız internet kullanıyorsanız ortada bir sorun yok. Ancak kotalı internet kullanıyor ve harcadığınız her byte için para ödüyorsanız gün aşırı çıkan 50MB’lık güncellemelere gerçekten ihtiyacımız var mı? Linux Kernel versiyonum 2.6.35’e güncellense bana ne kazandırır? Kendisi tam olarak 32MB boyutunda.
  7. Çevrebirimleri: Yazıcı, tarayıcı yada benzeri bir alet takınca kurulumu hep sıkıntı. Linuxçulara sorunca abi biz ne yapalım, donanım üreticileri sürücülerini yazmıyor cevabı. Her iki tarafta kendine göre haklı, eskisine nazaran bu problemde ortadan kalktı sayılır aslında. 🙂
  8. Yazılım: Tamam anladık tamamı bedava. Ama bunların çoğu uyduruk zaten abi, müzik oynatıcı 5 para etmez, adam akıllı bir video editör yok, bedava olsa ne çare?
  9. Web İçerik Filtreleme: Açık ve Özgür kavramlarının çok baskın geldiği bir yerde tabi böyle bir filtreleme bulmak epey zor oluyor. 🙂
  10. Ubuntu Küstahlığı: Evet bir de bu var, Linux kullananların dışındaki insanları birer ezik olarak görüyor bu Ubuntu’cular. Hatta diğer insanları ikiye ayırıyorlar Bill Amca’nın elini öpenler ve Steve’e para bayılanlar diye. Ancak şuda varki bu insanlar sadece kendi özgürlüklerine düşkünlüklerinden böyle düşünüyorlar.

Not: Yukarıda yazdığım maddeler kendi fikirlerim olmamakla beraber dışarıdan Linux’a bakan birisinin Ubuntu ve kullanıcıları hakkındaki genel görüşünü elimden geldiğince yansıtmaya çalıştım. Tarafsız olmayı başarabildiğime emin değilim… 🙂