Kategori arşivi: Linux

NGINX’i Reverse Proxy Olarak Kullanmak

Bir önceki yazımda Heroku üzerinde Play! Framework tecrübemden bahsetmiştim. Heroku‘yu çok çok başlangıçta bir projede kullanırken bazı dezavantajları var. Bunlardan en önemlisi sistemden bir süre ücretsiz faydalanarak bir yerlere gelebileceğinizi hayal ederken, ücretsiz verilen tek işlemcinin belli bir süre uygulamanıza erişilmediği zaman idle konuma alınıyor olması. Mesela uygulamanıza 1 saat kimse erişmediyse, 1 saat sonra gelen kişi, uygulamanın baştan çalıştırılmasını beklemek zorunda kalıyor, bu da 15-20 saniye tutabiliyor. Düşününce daha da önemli olan diğer bir konu ise veritabanı kısmı. Heroku’da 10bin satıra kadar PostgreSQL yada 10MB MySQL’i ücretsiz olarak kullanmanız mümkün. Ödeme seçeneklerine gelindiğindeyse Xen yada KVM sanallaştırmasını kullanan VPS’leri tercih etmek toplamda daha ucuza geliyor yine.

Alternatif olarak Heroku’nun da sistemlerini çalıştırdığı Amazon’u direk kendiniz kullanmanız seçeneği var. Birçoğunuzun bildiği üzere Amazon micro instance’larını 1 yıl süreyle ücretsiz olarak kullanmanıza izin veriyor. Facebook uygulaması olarak geliştirdiğimiz TASK’ı şu an Amazon’un sunucularında çalıştırıyorum. Sunucularında diyorum çünkü EC2 üzerinde bir application server çalıştırırken, RDS üzerinde veritabanını ve S3 üzerinde de uygulamaya yüklenen resimleri barındırıyorum.

Konuya başlama amacından biraz fazla uzaklaştık sanırım. Konuya dönersek, Amazon üzerinde kısıtlı olan kaynaklarınızla bütün işi Play! Framework’e yıkarsanız bazı sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Yaşadığım en büyük sıkıntıysa Facebook uygulamalarında zorunluluk haline gelen SSL sertifakası işini Play! Framework’e verirseniz, 1.2.5 sürümünde bilinen bir bug olarak zaman zaman exception fırlatabiliyor. Bundan kurtulmanın en kolay yoluysa NGINX’i reverse proxy olarak kullanmak. Eğer sunucunuzda Ubuntu kullanıyorsanız bu işlemi yapmak inanın çok kolay. Repo’dan nginx’in kurulumunu tamamladıktan sonra /etc/nginx/sites-available/default yolundaki dosyada 1-2 düzenleme yapmanız gerekiyor. Bu dosyadaki server { … } etiketlerinin arasındaki location kısmını aşağıdaki gibi düzenlemelisiniz,

location / {
proxy_pass http://127.0.0.1:8080;
proxy_next_upstream error timeout invalid_header http_500 http_502 http_503 http_504;
proxy_redirect off;
proxy_buffering off;
proxy_set_header Host $host;
proxy_set_header X-Real-IP $remote_addr;
proxy_set_header X-Forwarded-For $proxy_add_x_forwarded_for;
}

Buradaki proxy_pass kısmına sunucunuzdaki app-container’ınızın çalıştığı adresi vermelisiniz. Eğer uygulamanızda SSL kullanıyorsanız aynı ayarlarla bir de 443 portunu dinleyen sunucu tanımlamalısınız, hepsi bu kadar.

NGINX’i reverse proxy olarak kullanarak statik dosyaların cache’lenmesinden de faydalanabilirsiniz. Emin olun sunucunuzdan her megabyte’ına kadar faydalanmanızı sağlayacak bir iyilik yapmış olacaksınız kendinize.

Heroku’da Play! Framework Tecrübesi

Günümüzde PHP sunucusu bulmak artık işten bile sayılmaz, her yerde PHP koşturabilecek çok makul fiyatlarda sunucular bulmanız mümkün. Ama konu Java, Python, Ruby gibi dillere gelince hele bir de farklı framework’lerine gelince her sunucu istekleri karşılayamayabiliyor. Daha doğrusu bu dillerle yazılan uygulamaların başlangıçtaki tüketimi PHP’ye oranla biraz daha masraflı olduğu için bu dillere verilecek sunucularda fazladan satışlar (over-use) mümkün olmuyor. Doğal olarak taban fiyatlarda yüksek oluyor.

Dünyada cloud computing’in gerçek anlamda yaygınlaşmasıyla ekonomik sunucular bulmak mümkünleşti. Hatta bazıları uygunluğu abartarak geliştirme aşamasında ve az miktarda ziyaretçisi olan uygulamalara hizmetlerini ücretsiz sunuyorlar. Bunlardan en önemlisi tabi ki de Amazon.

Amazon üzerinde kendi sunucunuzu yapılandırabiliyorsunuz. Bunun yanında hazır veritabanı sistemleri ve CDN hizmetleri gibi birçok servis yapılandırılmış durumda, size sadece bunları kullanmak kalıyor. Üstelik yeni üyelik açtığınız zaman 1 yıl boyunca bu hizmetlerin hepsinden belli miktarlara kadar ücretsiz yararlanabiliyorsunuz. Şimdi gelelim yazının başlığında geçen Heroku‘ya.

Heroku sunucu yapılandırmalarının tamamını kendi üstüne almış ve scalability denen kavramın sorumluluğunu da kendisi yüklenmiş. Yani bugün tek çekirdek işinizi görürken yarın 3 çekirdek ihtiyacınız olursa bunu sadece 1-2 tık ile çözebiliyorsunuz.  Ücretlendirmesi de kullandığınız işlemci saati üzerinden yapılıyor. Eğer uygulamanızı o anda kullanan yoksa otomatik olarak boştaki işlem gücü kapatılıyor ve sizin fazladan ücret ödemeniz önlenmiş oluyor. Bütün bunların yanında uygulamanızda tek işlem birimi kullandığınız sürece sizden bir bedel talep etmiyorlar.

Deployment konusuna gelirsek, işin o kısmınında çok kolaylaştırıldığını söylemek isterim. Ben Play! Framework uygulamamı deploy ederken hiç sıkıntı yaşamadım desem yalan olmaz. Sitelerinde anlatılan basamakları sırayla uyguladığınızda normal bir git sunucusuna uygulama yükler gibi yüklemiş oluyorsunuz. Sizin adınıza onlar uygulamayı derleyip çalıştırıyorlar. Veritabanı olarak PostgreSQL kullanırsanız 10bin satırlık veriyi tutmanız ücretsiz, bunun yerine MySQL’u seçerseniz, add-on’lar kısmında ClearDB var bu seferde 5MB’lık verinizi ücretsiz olarak tutuyorlar. Uygulama belli bir kullanıcıya ulaştığı anda bedel ödemeniz gerekiyor ki başlangıç bence yüksek bedeller. Development sürecinden sonra alternatiflere göz atılmalı diye düşünüyorum.

Asterisk PBX Deneyimim

Yarı zamanlı olarak çalıştığım bir firma, komşu bir firmanın projesine destek amaçlı PBX sistemleriyle ilgilenmeyi gözüne kestirdi ve sonuç olarak PBX üzerine bilgi edinmekte benim üzerime düştü. İlk başlarda epey zorlu bir süreç yaşadım çünkü bu alanda kullanılan bütün lugata yabancıydım. Hazırda bulunan teknolojilerden hangilerini kullanmak lazımdı ve bu işler nasıl yapılırdı hiç fikrim yoktu. İşin kötü yanı yıllardır peşinden sürüklendiğim açık kaynak sevdası bu sefer beni zor duruma düşüren taraftı. Kabul etmek gerekir ki çalışan ve emek veren her insan para kazanmanın derdinde. Açık kaynakçılar da elbette para kazanmanın yolu olarak destek satmayı planlıyorlar. Mesela linux kullanıcıları çok kolay olarak destek bulabilirler, çünkü diğer kullananlar tecrübelerini paylaşmaktan çekinmeyerek binlerce sayfa yazmışlar ama iş özelleşmiş ve para getirisinin yüksek olduğu düşünülen bir alana gelince kimse tecrübesini de paylaşmamış. Türkçe kaynak zaten yok desek ayıp etmiş olmayız ama ingilizcesini bulmakta inanın çok zor. En azından başlangıçta hangi yoldan ilerlemeniz gerektiğini tamamen kendiniz bulmanız gerekiyor, eğer ilk sürünme kısmını aşabilirseniz sonradan bulacağınız kaynaklar çok daha fazla işinizi görecektir.

İlk önce hangi işletim sistemiyle yola devam edeceğinize karar vermeniz gerekli. Bu noktada benim ilk isteğim Ubuntu üzerine Asterisk kurarak yola devam etmekti ama işyerim paket olarak dağıtılan sistemleri ileriye yönelik kurulum ve güncellemeler için tercih edeceğini söyledi. Tabi bu durumda Asterisk diye aramalar yaptığınızda karşınıza ilk olarak AsteriskNow adlı işletim sistemi çıkıyor. Ben de ilk olarak onu kullanmayı tercih ettim. Öncelikle ilk kurulumun sonunda sistemin web arayüzü düzgün çalışmıyordu, bir miktar düzenlemenin sonunda çözüme ulaşamadığım gibi sistemi de geri kurtarmak için baştan kurmanın en az zaman kaybı olacağını düşünerek baştan kurulum yaptım. Bu sefer ilginç bir şekilde sistem bir miktar daha düzgün çalışıyordu ama hala eksikler vardı. Bu durum başıma ilk defa geldiği için çok şaşırdım ve durumu inceleme başlayınca diskin sürekli yeni bad sector’ler oluşturarak sistemi bozduğunu fark ettim. Başka bir disk elde ederek üçüncü bir kurulum yaptım. Bu sefer her şey çok düzgündü ancak sisteme bir türlü FXO hattını tanıtmayı başaramadım. Kullandığımız kart ile ilgili bir problemde olabilir ancak bu sırada başka paket uygulamalarında varlığından haberdar oldum. Üstelik AsteriskNow’a oranla çok daha güzel özellikleri olanlar varmış. Kısa bir inceleme sonunda yoluma Elastix (içerisinde yine asterisk barındırıyor) ile devam etme kararı aldım. Elastix’in en büyük avantajı başlangıçta web arayüz üzerinden Hardware Detector adlı bir uygulama sunuyor olması. Sunucuyu çalıştırdıktan sonra telephony kartımızı bu tool ile tanıtmamız çok kolay oldu. Artık gelen aramaları otomatik olarak açarak bu hattın kullanılmadığının duyurusunu sistem yapabiliyordu.

Elimizde çalışan bir sistem vardı artık, yani en azından telefonu açıp “Hello Yakışıklı!” diyebilen bir bayanla baş başaydık. Bu noktada artık IVR yapılandırılması gerekiyordu. Yazıyı bu konuya yabancı arkadaşlarında anlayabileceği şekilde anlatmaya çalıştığım için bu konuya da açıklık getireyim. IVR’ı birkaç kelimeyle özetlersek, bilgisayarın sizin sekreterliğinizi yapmasını sağlamak diyebiliriz. Yani herhangi bir müşteri hizmetlerini aradığınızda şu numaraya basın buraya bağlanın yada bu numaraya basın şuraya bağlanın kısmını oluşturuyor. Ancak bu noktada diğer bütün PBX yazılımları gibi Elastix’in sunduğu imkanlarda çok kısıtlı. Bu noktada kolları sıvayıp programlama yapmaya başlamanız kesinlikle gerekiyor. Bu yazımda tabi ki de nasıl programlanacağından bahsetmeyeceğim ama nereden başlayacağınıza dair yol göstermek istiyorum. Asterisk’i oluşturan firma bu işi yapabilmeniz için Asterisk Gateway Interface adında bir interface oluşturmuş ve bu interface’in birkaç dil ile implemantasyonu yapılmış durumda. Asterisk arayüzleri genellikle PHP ile çalıştığı için ilk tercih olarak PHPAGI‘yi kullanmanızı tavsiye edeceğim, çünkü sunucuda başka bir dilin ağırlıklarını da taşımanızdan sizi kurtaracaktır. Java gibi bir yükü sunucuda barındırmak size bellek tüketimi açısından sıkıntılar yaşatabilecek olmasına rağmen, bellek tüketimi problem değil biz Java kullanmak istiyoruz derseniz  bu sefer FastAGI‘yi kullanabilirsiniz. Başka bir trend olan Python ile yolunuza devam etmek isterseniz de buradaki yazıdan destek alabilirsiniz.

Yeni başlayacak arkadaşlara gerekli bilgileri sunduğumu düşünüyorum, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

Google Chrome ve GNOME-Keyring Anlaşmazlığı

Bu yıl aldığım birçok ders Windows üzerinde çalışan araçları kullanmamı gerektirdiği için Linux’uma daha az uğrar oldum. Vizeler ve ödevlerden nefes alma fırsatım olduğu bir aralıkta geri döndüğümde gelen güncellemeleride yaptıktan sonra birde ne göreyim benim Chromium kaydettiği şifrelerimi hatırlamaz olmuş. Yüzlerce sitenin şifresini ben nasıl aklımda tutayım? Çoğunu hatırlamıyorum bile, Google üzerinden senkronizasyon ile bu sorunu aşıyorum genellikle ama şifrelerim hatırlanmadığı zaman büyük bir sorun oluştu tabiki…

Nasıl üstesinden gelirim diye internette dolaşırken problemin gnome-keyring’le olan ilişkide çıkan sorunlardan kaynaklandığını öğrendim ve çözüm önerisi olarak Chromium’u tamamen kaldırıp tekrar kurmam ve parametre olarak “–password-store=basic” ile başlatırsam bilgisayarımda saklanan şifrelerimin artık şifrelenmeyeceğini ama erişlebilir olacağını öğrendim. Kişisel bilgisayarıma erişimin zaten birkaç kişi ile sınırlı kaldığınıda göz önünde bulundurarak bu yöntemi kullanmaya başladım.

Tekrardan şifrelerimin tarayıcım tarafından hatırlanması güzel bir duygu…

CentOS VPS’e Transmission Kurulumu *Güncellendi*

Elimde uzun zamandır bulunan bir vps’i torrent istemcisi olarak kullanmak istiyordum. Tabi ilk olarak aklıma ssh üzerinden bir torrent istemcisi kullanmak geldi ve google üzerinden onlarca arama yapmama rağmen beni tatmin edebilecek düzeyde bir istemci bulamadım. Sonra araştırma yapmaya devam ederken, halihazırda zaten kullanmakta olduğum transmission’ın GTK arayüzünden çok daha güzel bir web arayüzüne sahip olduğu aklıma gelince neden onu kullanmıyorum diyerek paket yöneticisinde var mı diye baktım. CentOS’çular beni hayal kırıklığına uğratmak için çabalıyor olsalar gerek ki bütün torrent istemcilerini depolarından kaldırmışlar.

Örnek Ekran Görüntüsü
Örnek Ekran Görüntüsü

Kaynak kodundan derleyerek kurma düşüncesine girdim ama bu seferde karşıma çıkan bağlılıklar cileden çıkarmaya yetecek boyutlardaydı. Sağolsun birileri transmission için gerekli depoları oluşturmuş ve bağlılıklarıyla beraber sunuyor. Bu durumda yapmanız gerekenlerin listesi %80 azalıyor. Eğer bir Linux kullanıcısıysanız terminalinizden direk ssh komutuyla vps’inize bağlanabilirsiniz, Windows kullanıcısıysanızda bu işi putty ile gerçekleştirdikten sonra CentOS 5 kullanıcı iseniz

cd /etc/yum.repos.d/

wget http://geekery.altervista.org/geekery-el5.repo

komutlarıyla, CentOS 6 kullanıcısıysanız da

cd /etc/yum.repos.d/ wget http://geekery.altervista.org/geekery-el6.repo

komutlarıyla depolarımızı ekliyoruz. Sonrasında

yum install transmission*

komutunu kullanmanız kurulum için yeterli oluyor. Konsola transmission-daemon yazarak uygulamanın çalışmasını sağlayabilirsiniz. Artık transmission emrinize amade. Çok basit bir kullanıma sahip olan arayüze erişmek için yapmanız gereken tek şeyse http://vpsin-ip-adresi:9091/ yazarak enter tuşuna basmanız.
Bol seed’li günler dilerim… 🙂

Güncel repo adresleri için: http://geekery.altervista.org/dokuwiki/doku.php

Ubuntu 11.04 ve Eclipse Çıkmazı!

İlk çıktığı haftalardan bugüne takip edenlerin bildiği gibi Ubuntu 11.04 kullanıyorum. Genel olarak hoşuma gittiği için bırakasımda gelmiyor ancak Unity’nin beta havasıda arada çıldırtmıyor değil. Hele benim gibi programlamayla iç içe yaşıyorsanız ve bu sizin işinizse Eclipse’de ki scrollbar’ın çıkardığı problemler sizi de çileden çıkarıyordur eminim.

Uzun zamandır bu problemi yaşıyor olmama rağmen ilginç bir şekilde çözüm arayışınada girmemiştim ancak bugün durup niye diretiyorum, eski scrollbarı kullanmanın illa bir yolu vardır, sorunsuz şekle getirilene kadar yenisi, geçip eskisini kullanayım dedim. Biraz geç oldu ama en azından hiç geri adım atmamaktan iyidir.

Benim gibi bu sorunu yaşayan arkadaşlardan işlerini görsünler sorunları düzelsinden çok ben bunu yarın bir gün unuturum diye yazma ihtiyacı hissettiğim bir yazı oldu dersem kimseye yalan söylememiş olurum. 🙂 Lafı uzatmadan söylemek gerekirse “sudo su” ile root olduktan sonra

echo “export LIBOVERLAY_SCROLLBAR=0” >> /etc/X11/Xsession.d/80overlayscrollbars

komutunu verin ve sistemden çıkıp geri geldiğinizde eski scrollbarlar sizi karşılasın. Benim gibi Unity’de direten kaç kişi var bilmiyorum ama diretenlerin işine yarayacak bir çözüm oldu.

 

Ubuntu 11.04’te Yeni Flash Player 64Bit’i Nasıl Kurarız?

İçerdiği güvenlik açıklarından dolayı bir dönem Flash Player 64 bit sürümünün Linux için yayınlanmayacağı duyurulmuştu. Ancak dün itibariyle Adobe yeniden 64  bitlik Flash Player 11’i kullanıma sundu. Tabi bu sürümün depolarda yerini alması zaman alacağı için bende size SevenMachines’in PPA’sını kullanarak nasıl kurulum yapabileceğinizi anlatacağım. Terminali açarak aşağıda vereceğim kodları sırasıyla girerseniz sorunsuz olarak kurulumu gerçekleştirebilirsiniz.

$ sudo add-apt-repository ppa:sevenmachines/flash
$ sudo apt-get update
$ sudo mkdir /usr/lib/kde4/
$ sudo apt-get install flashplugin64-installer

Yazdığı komutların anlamını bilen arkadaşlar üçüncü satırdaki kodun ne alaka olduğunu düşünebilirler, eğer sisteminizde KDE ortamı kurulu değilse ve bu klasör yoksa kurulum tamamlanamıyor, sadece bu klasörü oluşturmanız kurulumun sorunsuz tamamlanması için yeterli oluyor.

Flash Player 11 64-Bit Ubuntu 11.04

Yeni Flash Player’ı deneyen arkadaşlardan tecrübelerini paylaşmalarını rica ediyorum…

Windows’tan Linux Dosyalarınıza Erişelim!

Linux’un dosya sistemi olan EXT tipi disk bölümünde barındırdığınız dosyalarınız erişim hepinizin bildiği üzere Windows üzerinden mümkün olmuyor. Çünkü Windows gerekli sürücüleri içinde barındırmıyor. Şimdiye kadar Ext2 IFS adlı yazılımla bu sorunumuzu aşmaya çalışıyorduk. Ancak programın Ext 4‘e tam destek vermemesi ve yeterince kararlı çalışmamasından dolayı kullanmaktan sıkıldığımız çok zaman oluyordu. Bu programın güzel yanı, Linux disklerini normal bölüm gibi bilgisayarınızın algılamasını sağlamasıydı.

Bugün internette Linux haberlerini tararken farklı bir uygulama ile karşılaştım ve Ext 4’e destek veren bir uygulamanın varlığını görünce sevindim. Hemen buradaki adresten indirerek denemeye başladım. Programın adı ext2explore. Diğer programdan farkı ise, bir tarayıcı gibi disklerinizi taradıktan sonra içeriklerini göstermesi. Eğer bu dosyaları Windows tarafında kullanmak isterseniz, Windows bölümlerinden birisinin içine program üzerinden kaydetmeniz gerekiyor.

Uygulama arşivinden çıkarıldıktan direk kullanıma hazır olarak geliyor yani bir kurulumu yok. Yalnız Vista ve 7 kullanıcıları sağ tıklayıp “Yönetici olarak çalıştır” yapmaları gerekiyor. Kötü günlerde imdadınıza yetişecek güzel bir uygulama olmuş, geliştiren arkadaşlara teşekkürler…

Ubuntu 11.04, Sadece Batarya ile Açılmama Problemi

Ne zaman bu Ubuntu‘nun problemlerinden bahsedecek olsam, başlık atmakta zorlanıyorum. Genelde kısa olarak ifade edilemeyecek saçma konular olduğunu düşünüyorum. Belki de benim yeteneksizliğimden kaynaklanıyordur. 🙂

Neyse efendim, konumuza gelirsek ben geçtiğimiz haftalarda Lenovo Y560 model bir laptop aldım ve ilk yaptığım işlerden birisi olarak Ubuntu’yu kurdum. Kurmuşken 11.04 olsun diyerek 64-bit en son sürümü kurdum. Herşey sorunsuz, çok güzel çalışıyordu. Taa ki ben laptop’u prize takılı değilken açmaya çalışana kadar… Sistem mor bir ekranda donup kalınca, acaba son çektiğim güncellemelerden mi kaynaklandı diye düşündüm biraz uğraştıktan sonra sistemin prize takılınca açıldığını fark ettim.

İnternette biraz gezince bunun bildirilmiş bir problem olduğunu gördüm ancak malesef bir sonraki kernel’a kadar bu sorunun bir çözümü yok gibi gözüküyor şimdilik. Sorundan Lenovo laptop’ların büyük çoğunlupğu etkilenirken, diğer markalardan da etkilenen birçok model mevcut, internetten gezinirken çeşitli marka ve modellerle şikayet edenlerle karşılaştım. Ayrıca sorun bildiğim kadarıyla 64 bitlik sürüme ait.

Çözüm aramaya devam ederken, tek yolun eski bir kernel kullanmaktan geçtiğini okudum ve sadece bataryada kullandığım sırada eski kernel ile açarsam sistemi bir yerimin eksilmeyeceğini düşünerek hemen eski kernelin kurulumu gerçekleştirdim.Sizlerde bu çözümü uygulamak isterseniz, eski kernellere buradan ulaşabilirsiniz. Ben v2.6.37.6-natty adlı kerneli kurdum. Kurulum için mimarinize uygun headers, headers_all ve image paketlerini çekmeniz gerekiyor. Örneğin 3.6.37-6, 64bit için için;

  • linux-headers-2.6.37-02063706-generic_2.6.37-02063706.201103281005_amd64.deb
  • linux-headers-2.6.37-02063706_2.6.37-02063706.201103281005_all.deb
  • linux-image-2.6.37-02063706-generic_2.6.37-02063706.201103281005_amd64.deb

dosyalarını çektim. Sonra terminalde bu dosyaların bulunduğu klasördeyken

sudo dpkg -i linux-*

yazarak 3 paketin birden kurulmasını sağladım. Bir sonraki sistem başlangıcımda Grub listesinde eski kernelim yerini almıştı. Böylece sistem prize takılı değilken bu kernel üzerinden sistemi başlatabiliyorum.

Yoğun bir final haftasının ilk saatlerinde yazı yazarak biraz rahatlamayı deneyeyim dedim ama pek başarılı olamadım sanırım, umarım başarılı bir final haftası geçiririm, herkese başarılar…

Güncelleme: Bugün (13 Temmuz 2011) itibariyle çıkan yeni kernel derlemesinde bu sorun çözülmüş. Ubuntu’ya sesimize kulak verdiği için teşekkür ediyorum…

Ubuntu’nun 10 Kötü Tarafı

Ubuntu‘yu sevmek için bir sürü madde sıralayabilirim, en başta Windows olmaması olabilir mesela. Daha da açarsak beleş olması, hızlı olması gibi sıralabilir yada sloganları gibi “Linux for human beings(İnsanlık için linux)” diyebilirim. Hep Linux‘un muhteşem birşey olduğundan bahsettik durdum, kardeşim bunun hiç mi kötü yanı yok diyen arkadaşlar için internette gezerken gördüğüm bir yazıyı kendimce fikirlerimi ekleyerek Türkçeleştirmeye karar verdim. Yazının orjinal şekline buradan ulaşabilirsiniz, bakalım başarabilecekmiyiz…

  1. Diskleri Bağlama: Benim için pek sorun oluşturmasa da, yazının sahibi bundan çok şikayet etmiş. Halbuki gerekli ayarlamalar yapıldığında bu disk bağlama mantığı Windows‘takinden çok farklı olmuyor. Ama sanırım arkadaş fstab ayarlarını yapmadığı için, NTFS biçimindeki bölümleri her açılışta bağlamak zorunda olduğundan yakınmış. Bu konuda herkes bilgi sahibi olmak zorunda olmadığından, bir yerde haklısınız…
  2. Root Olma Durumu: Sürekli bir şifre girme zorunluluğunuz var, evet hepimiz virüssüz ve ultra güvenlikli bu sistemi kullanmaktan çok mutluyuz, ama kendi dosyamızı silmek istediğimizde bile arkadaşım senin şifren nedir demesi bazen bezdirici olabiliyor.
  3. Terminal: Bilgisayarı yaşam tarzı olarak benimsemiş insanlar genelde terminal üzerinde çalışmaktan zevk duyarlar ama son kullanıcıya hitap edilecekse, bu terminal geyiği biraz eskide kalmadı mı? Eski DOS box misali sürekli terminale şunu gir, bunu gir de ne oluyor? Ömrümüz terminal komutlarını ezberlemekle mi geçecek?
  4. Kısıtlı Eklentiler: Ubuntu 10.10 ile bu sorun epey düzeltildi. Ama mp3 dinlemek ve dvd oynatmak için bile birşeyler yüklemek zorunda kalmak epey acı vericiydi.
  5. Koyu Renkler: Demiyoruz ki Windows’un gök maviliği ve çimen yeşillğine geçilsin, ama Ubuntu gerçekten çok karanlık renkleri kullanıyor. Bu gidişle tamamen siyah temayla gelecek önümüzdeki sürümler.
  6. Güncellemeler: Kotasız internet kullanıyorsanız ortada bir sorun yok. Ancak kotalı internet kullanıyor ve harcadığınız her byte için para ödüyorsanız gün aşırı çıkan 50MB’lık güncellemelere gerçekten ihtiyacımız var mı? Linux Kernel versiyonum 2.6.35’e güncellense bana ne kazandırır? Kendisi tam olarak 32MB boyutunda.
  7. Çevrebirimleri: Yazıcı, tarayıcı yada benzeri bir alet takınca kurulumu hep sıkıntı. Linuxçulara sorunca abi biz ne yapalım, donanım üreticileri sürücülerini yazmıyor cevabı. Her iki tarafta kendine göre haklı, eskisine nazaran bu problemde ortadan kalktı sayılır aslında. 🙂
  8. Yazılım: Tamam anladık tamamı bedava. Ama bunların çoğu uyduruk zaten abi, müzik oynatıcı 5 para etmez, adam akıllı bir video editör yok, bedava olsa ne çare?
  9. Web İçerik Filtreleme: Açık ve Özgür kavramlarının çok baskın geldiği bir yerde tabi böyle bir filtreleme bulmak epey zor oluyor. 🙂
  10. Ubuntu Küstahlığı: Evet bir de bu var, Linux kullananların dışındaki insanları birer ezik olarak görüyor bu Ubuntu’cular. Hatta diğer insanları ikiye ayırıyorlar Bill Amca’nın elini öpenler ve Steve’e para bayılanlar diye. Ancak şuda varki bu insanlar sadece kendi özgürlüklerine düşkünlüklerinden böyle düşünüyorlar.

Not: Yukarıda yazdığım maddeler kendi fikirlerim olmamakla beraber dışarıdan Linux’a bakan birisinin Ubuntu ve kullanıcıları hakkındaki genel görüşünü elimden geldiğince yansıtmaya çalıştım. Tarafsız olmayı başarabildiğime emin değilim… 🙂