Biten bir dizinin ardından: DollHouse!

Geçen yıl büyük merakla izlemeye başladığım bir dizi Dollhouse. Konu olarak toplama kampı gibi bir yerde tutulan kişilikleri silinmiş insanların, müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda yazılan kişiliklere sahip olmalarını içeriyor. Konusu çok ilginç değil belkide, son günlerde bu konuyu döndüren birçok film ve dizi mevcut. Ancak hikayenin işlenişi olarak oldukça ilgimi çektiği söylenebilir. Dizinin ikinci sezonunda sonlandırılmış olması tadının damağımda kalmış olması oluyor. 🙂 Uzatılmış olsaydı büyük ihtimalle sıkılacaktım, ama burada bitincede çok çabuk bitmiş gibi hissettim.

Dizide karakterlerin kişilikleri silinmesine rağmen bazı karakterlerin arasındaki aşkın ilginç bir şekilde silinememesi insana çok ilginç bir his yaşatıyor. 🙂 Ama işin ilginci bu karakterleri istedikleri insana aşık edebilmeyide başarabiliyorlar. Burada aslında iki farklı duygunun ortaya çıkarımı var. Birisinde gerçekten bir aşk var, hiçbir etkiyle değişmiyor, diğerindeyse aşk zannedilen bir hoşlanma durumu var. Ne aşkmış be abi adamın beynini kavurdular hala aşık, dedirtecek türden bir aşkı görebiliyoruz dizide. 😀

Eliza ablanında aşkını içinde taşıyor olması (Dizinin son bölümünü izleyen arkadaşlar anlayacaktır.) çok ilginç ve hoş bir his olsa gerek. 🙂