Kategori arşivi: Şiir

Bu Bahar Aşka Hazır

her yağış bir başka kalkışmaya gönüllü
ve kim neye erse bu geçişte
bir tomurcuk bir gözyaşı mutluluk işte
her bahar arifesinde korkulu bir kimsesiz gecenin
aklım elim yüreğim kirişte hep biraz korku biraz yalan telefon
seslerinde . . . . .

ya yine boş koridor ıslaklığıysa ve beton efesi
bütün fakir çocukluklarda . . . .

ama herşey sırasını beklerken
mukaddes bir kuytuda
senden umut kesenin hüzün kesesinde bir yavru
herhangi bir anne kadar kanguru

işte bahar işte sevda işte tomurcuk bir bakıma
ağzım mavi ıslaklığının uçurumunda
rüyayla gerçeğin arafında
hep iyinin aşkın tarafında

ve
değmediğim yerin kalmayıncaya
bu bahar sonsuza tomurcuklanmaya
ben sana sen çatlak bir anadoluyu kucaklamaya
bu bahar aşk için hazır
hazır vazgeçmeye
adının bile baş harflerinden
kayıtsız bir sarhoşluğun her gün erkenden sabah oluşundan
her şeyi biraz şakalaştıran bakışından
şakadan başka izahı olmayan bu kalp ağrısından

ve
bahanesi bir yürek
bir et
bir bedenin içine girmek !

hazır bu bahar
akılsız ! bir yeşermenin şahane hasadına
hazır nur topu bir yaşama sevincini kundaklamaya . . . .

unutma baharda çiçek olan
meyvedir yaza . . . .
bu erik tanesi bu şakacı bahar çiçeği
her dem taze kalsa . . .

[jwplayer config=”Custom Player” mediaid=”705″]

Gözlerin…

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü
Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu,uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek
Sığınmak ellerine bir gece vakti
Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı,binbir soruyla
Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu

Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Bazı şarkılar; uzay-zaman eğrisini bilmiyor anlaşılan, yıllarca dinlenebiliyor, melodisi evrenselleşebiliyor…

Birkaç Dörtlük Daha…

Ömer Hayyam, yıllar öncesinde yaşamasına rağmen hala bize anlattıkları çok anlamlı.. Geçen günlerde bi abimle muhabbet ederken O’na da gösterdim bikaç dörtlük, ilk yorumu “asırlar dahi geçse insan oğlunun temel dertleri değişmiyor” oldu. 🙂 Okumaya devam ederken hoşuma giden birkaç dörtlüğü daha paylaşayım dedim. Umarım sizin de hoşunuza gitmiştir.

camiye gittim ama allah bilir niye
ne namaz kılmaya ne dua etmeye
eskiden bir kilim aşırmıştım camiden
o eskidi, gittim yenisini yürütmeye

cami

sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
iki başımız var, bir tek bedenimiz.
ne kadar dönersem döneyim çevrende:
er geç baş başa verecek değil miyiz?

sevgili

kim demis haram nedir bilmez hayyam
ben harami helali karistirmam
seninle içilen sarap helaldir
sensiz içtigim su bile haram.

Artık meraklısı olanları yeterince özendirmişimdir diye umuyurorum. Bundan sonra okuyupta beğendiğim rubaileri kendime saklamayı düşünüyorum, bi bloga bu kadar rubai fazla. 🙂

Ömer Hayyam’dan bikaç dörtlük…

Bugünlerde bir Ömer Hayyam’dır sardı gidiyor… maNga’nın bunda etkisi büyük sanırım. Bu kadar zamandır böyle güzel dörtlükler yazmış bir adamı tanımamış olmaktan ötürü kendi kendime utandım. 🙂 Sizlerle de bikaç rubaisini paylaşayım istedim…

niceleri geldi, neler istediler;
sonunda dunyayi birakip gittiler;
sen hic gitmeyecek gibisin, degil mi?
o gidenler de hep senin gibiydiler.

giden-cocuk

ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!
bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
şu durmadan kurulup dağılan evrende
bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

203

gerçi bu dünyanın bize vefası yok
amma ona darılmanın da manası yok
ganimet bil ömrünü boşa geçirme
çünkü ömrün namaz gibi kazası yok.