Doğru İYS’yi Seçme Sorunu! – 3

Genel Hatalar

Popüler Olan Doğru Olandır Yanılgısı

Birçok insan çok kullanılan sistemin kendisi içinde doğru olan olduğunu düşünerek, fazla karmaşık ve büyük bir sistemi kendi projesine oturtmaya çalışır. Halbuki daha az kullanılmasına rağmen, amacımıza daha uygun olan seçeneklere yönelmek hem işimizi kolaylaştıracaktır hem de maliyetlerimizi azaltacaktır. Bir kere kuralım hep işimizi görsün mantığı internet sektörü için pek geçerli değil, sürekli gelişen bir teknolojide geleceği öngörebilmek çokta mümkün değil.

Basit Olanı Seçmek

Siteyi genelde teknoloji ile haşır-neşir olan insanlar yaptığı için, genellikle kendilerine göre güzel olan ancak karmaşık olana yönelecektir. Yalnız unutmamak lazım ki siteyi sadece siz kullanmayacaksınız. Teknolojiyle arası çok iyi olmayan insanlarında kullanabileceği sistemleri tercih etmelisiniz.

Çok Seçenek Olmadığını Düşünmek

İnternet üzerinde 1000lerce İYS’ye ulaşmak mümkün, popüler olmak için para harcayan 3-5 sistem üzerine yoğunlaşıp, onlardan birisini kullanmak zorunda olduğunuzu düşünmeyin. İhtiyaçlarınızı net olarak belirledikten sonra pazardaki İYS’leri iyice araştırın.

vBulletin’de Üyelere Yeniden Aktivasyon Maili Göndermek

Başlık yine anlamsız uzunluğa doğru gitmeye başladı. Anlatmak isteneni en kısa bu şekilde ifade edebildim ancak daha kısa ifade etmek isterdim… 🙂

Esas konuya gelirsek, büyük bir forum yönetiyor ve binlerce kullanıcınız mail aktivasyonunu tamamlamamış durumdaysa bu üyelere tekrardan mail göndermek isteyebilirsiniz. Bu durumda temel olarak kullanmak isteyeceğiniz 2 adet değişkenimiz bulunuyor. Bunlar $username ve $activatelink değişkenleri. Yazınızda $username’i kullandığınız yerde üye adı, $activatelink’i kullandığınız yerde ise aktivasyon linki çıkıyor. Örnek mail;

İyi günler, $username

Bu mail Ornek.Net Forum’una olan üyeliğinizi aktifleştirmenizi hatırlatmak amacıyla gönderilmiştir.

Üyeliğinizi aktifleştirmek için lütfen aşağıdaki bağlantıyı kullanınınız.

$activatelink

Teşekkürler, Ornek.Net

şeklinde olabilir. 🙂

Doğru İYS’yi Seçme Sorunu! – 2

Gerçekten Bir İYS’ye İhtiyacınız Var mı?

Aslında bu tip yazıları resim olarak paylaşmayı sevmiyorum indekslenmediği için ama daha görsel sunulamazdı heralde. 🙂

Neden İYS Kullanmalıyız?

Genel olarak bakıldığında İYS’ler içerikleri oluşturmayı ve düzenlemeyi basitleştirirler. Geliştiriciler genelde ana amacın bu olduğunu unuturlar. Kendilerini ve müşterilerini daha fazla özellik aramaya iterler. Ancak içerik sadece yazı demek değildir. Kimi zaman bir üyelik sistemi kimi zaman bir iletişim formu olabilir. Önemli olan sağlanan içeriğin kullanım kolaylığıdır.

Ne Yapmalıyız?

Hangi sistemi kullanacağınıza karar vermek tam bir karmaşa olabilir. Ama sitenizin amacının tam olarak neler içerdiğinden eminseniz, aşağıdaki soruları yanıtlayarak hızlı bir seçime gidebilirsiniz.

  • Organizasyonun büyüklüğü nedir?
  • Bütçeniz ne kadar?
  • Sitenizi kaç kişi kullanacak?
  • Aradığınız İYS’nin esnekliği ne kadar önemlidir?
  • İYS hakkında bolca yardım kaynağı var mı?

İşe başlamadan önce bu maddeleri gözününde bulundurursanız, doğru sistemi seçmekte çok zorlanmazsınız.

Devamı gelecek…

Doğru İYS’yi Seçme Sorunu! – 1

Günümüzde internet sitesi yapmak o kadar sıradan bir işe dönüştü ki artık her yaştan insan kendi işini görecek boyutlarda bir site çıkarabiliyor. Vaktiyle Word, Excel kullanmayı nasıl öğrendiysek, internet sitesi yapmayı da öğrendik. Herkesin yapabiliyor olmasının güzel birşey olmasının yanı sıra kötü yanlarıda var. Evet bugün bir ilkokul öğrencisine de bu işi yaptırabilirsin, profesyonel olarak bu işle ilgilenen birisine de yaptırabilirsin. Elbetteki ikisi arasında farklar olacaktır. Bu sektörün sorunlarından bahsetmeye devam edersek, yazı esas amacından sapar gider, ancak daha önceden başka bir blogta karşılaştığım, bu sektörün en büyük sorunlarından birisinden bahseden bir yazıya link vererek esas konuma dönmek istiyorum. Tasarımcı Olmak adlı bu yazıya lütfen herkes bir göz atsın.

Web sitesi hazırlama işini herkesin yapabilmesinin en önemli sebebi elbetteki gelişen İçerik Yönetim Sistemleri(CMS)’dir. Kodlama bilmeden herhangi bir programı kullanırmışcasına web sitesi hazırlama imkanı sunan bu sistemlerin sayısı o kadar fazla durumdaki birçoklarınız hangisini ne zaman, nerede kullanacağını dahi bilmiyor. Yanlış sistem seçimi de zaman kaybı ve yeterli verimi alamama gibi sorunlara yol açıyor.

Tarihçe ve Özellikler

İYS’ler bir veritabanını kullanan(genellikle MYSQL) veya başka metodlarla sayfalar oluşturup, saklama ve düzenleme imkanı sunan web uygulamalarıdır. İYS’ler sayesinde teknik bilginiz olmadanda içeriklerinizi yönetebilirsiniz.

Elektronik olarak içeriği yöneten bütün sistemlere İYS denebilir. İlk örneğine 1996 yılında Vignette tarafından yayınlanan StoryServer olarak rastlıyoruz. Sonraki yıllarda ise onlarca İYS çıkarıldı ve bir o kadarıda tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı. 2000-2005 yılları arasında çıkarılan onlarca sistem, çıkan sorunlarda kullanıcılara verilen yetersiz destek yüzünden atıl kaldılar. Yıl 2007 olduğundaysa sistemler artık biraz daha kategorize olmaya başladılar. Hatırlıyorumda lise yıllarımda PHP-Nuke kullanırdık, o zamanlar en yaygın kullanılan sistem olduğu için destek bulmasıda sıkıntı olmuyordu. Birkaç alternatifi vardı ama onlarda yeterli desteğe sahip değillerdi.

2008’den itibaren sistemler artık kendi felsefelerini oluşturmaya, özelleşmeye başladılar. Farklı çözümler ve farklı kullanım zorluğu seviyelerinde birbirlerinden ayrılmaya başladılar. Emlak portalları, online satış katalogları, bloglama yazılımları gibi kendi içerisinde arama özelliğine sahip olan resim ve yazıların kolaylıkla eklenebildiği sistemler piyasadaki yerlerini sabitlediler.

Devamı gelecek…

Drupal Guestbook Modülüne CAPTCHA Ekleyelim

Yaklaşık bir ay önce bir akşam tamamen can sıkıntısından küçük bir proje başlattım, gördüğü ilgi kayda değer oldu. Proje genel olarak tertemiz bir Drupal kurulumu ve Guestbook modülünden oluşuyordu. Bunların dışında da hiç bir eklenti kullanılmamıştı. Ancak internet o kadar kirlenmiş durumdaki, bizim herkese açık olan bu duvarımızı reklam botlarının fark etmesi çok zaman almadı ve bizi tedbir almaya zorladı.

Bu bilgisayarlar artık, bizim duvara yazmak isteyen kardeşlerimizden ayrılmalıydı. Doğal olarak benim de aklıma hemen hemen bütün sitelerde kullanılan CAPTCHA modülü geldi aklıma. (CAPTCHA için bir doğrulama standartı denebilir) Drupal için bulunan CAPTCHA modülünü kurdum ancak Guestbook modülü ile çalışabilmesi için bir ayara ihtiyacım olduğunu fark edince biraz araştırmayla Abhishek bloguna ulaştım. Meğer olayımız bir SQL sorgusuyla çözülüyormuş.

INSERT INTO `captcha_points` ( `form_id` , `module` , `type` ) VALUES ( 'guestbook_form_entry_form', NULL , NULL );

Bu sorguyu yaptırdıktan sonra /admin/user/captcha yoluyla ulaşacağınız ayarlar üzerinden Guestbook için CAPTCHA‘yı aktifleştirebilirsiniz. Abhishek‘e bu güzel paylaşımı için teşekkürler…

WordPress Sitenizin Alan Adını Değiştirelim

Başlık epey uzun oldu ama bu anlamı verecek daha kısa bir başlık aklıma gelmedi malesef… Yukarıda da bahsettiğim herhangi bir alan adına kurmuş olduğunuz olduğunuz WordPress sitenizin herhangi bir nedenle alan adını değiştirmek istediğinizde ne yapmanız gerektiğinden bahsedeceğim. Geçtiğimiz aylarda yaptığım bir WordPress kurulumunda müşterinin isteği doğrultusunda alan adı değişikliğine gidilmesi gerekti, daha önceden ihtiyaç duymadığım için neyle karşılaşacağımın farkında değildim. Ancak alan adını değiştirdikten sonra fark ettim ki sistem adresi veritabanı üzerinden çekerek kullandığı için bir türlü admin girişini gerçekleştiremiyordum. Bu sebeple bir dizi SQL sorgusu çalıştırmam gerekti, benden sonra ihtiyacı olacaklar ve ileride belki tekrar bana lazım olur diyerek paylaşmak istedim.

Konuya dönersek ilk sorgumuzda wp_options tablosundaki adresleri değiştiriyoruz. Bu sorgudan sonra panelden giriş yapabilirsiniz ancak sitenin tam olarak düzgün çalışması için diğer sorguları da yapmak zorundayız.

UPDATE wp_options SET option_value = replace(option_value, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com') WHERE option_name ='home' OR option_name = 'siteurl';

Sorgudaki http://eskiadres.com kısmını veritabanında sitenizin kök dizini nasıl kayıtlıysa o şekilde değiştirmeniz gerekiyor. http://yeniadres.com yerine de yeni alan adınızı yazmanız gerekecek.

UPDATE wp_posts SET guid = replace(guid, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com');

Yukarıdaki sorguylada gönderilerimizin adreslerini düzeltmiş oluyoruz. Son olarakta sitedeki resim gibi ögeleri görünür kılmak için aşağıdaki sorguyu çalıştırmanız gerekiyor.

UPDATE wp_posts SET post_content = replace(post_content, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com');

Sorguların hepsini tamamladıktan sonra, kontrol panelinizdeki genel ayarlardan Site adresi (URL) kısmını da güncellemeyi unutmayın.

Ubuntu’nun 10 Kötü Tarafı

Ubuntu‘yu sevmek için bir sürü madde sıralayabilirim, en başta Windows olmaması olabilir mesela. Daha da açarsak beleş olması, hızlı olması gibi sıralabilir yada sloganları gibi “Linux for human beings(İnsanlık için linux)” diyebilirim. Hep Linux‘un muhteşem birşey olduğundan bahsettik durdum, kardeşim bunun hiç mi kötü yanı yok diyen arkadaşlar için internette gezerken gördüğüm bir yazıyı kendimce fikirlerimi ekleyerek Türkçeleştirmeye karar verdim. Yazının orjinal şekline buradan ulaşabilirsiniz, bakalım başarabilecekmiyiz…

  1. Diskleri Bağlama: Benim için pek sorun oluşturmasa da, yazının sahibi bundan çok şikayet etmiş. Halbuki gerekli ayarlamalar yapıldığında bu disk bağlama mantığı Windows‘takinden çok farklı olmuyor. Ama sanırım arkadaş fstab ayarlarını yapmadığı için, NTFS biçimindeki bölümleri her açılışta bağlamak zorunda olduğundan yakınmış. Bu konuda herkes bilgi sahibi olmak zorunda olmadığından, bir yerde haklısınız…
  2. Root Olma Durumu: Sürekli bir şifre girme zorunluluğunuz var, evet hepimiz virüssüz ve ultra güvenlikli bu sistemi kullanmaktan çok mutluyuz, ama kendi dosyamızı silmek istediğimizde bile arkadaşım senin şifren nedir demesi bazen bezdirici olabiliyor.
  3. Terminal: Bilgisayarı yaşam tarzı olarak benimsemiş insanlar genelde terminal üzerinde çalışmaktan zevk duyarlar ama son kullanıcıya hitap edilecekse, bu terminal geyiği biraz eskide kalmadı mı? Eski DOS box misali sürekli terminale şunu gir, bunu gir de ne oluyor? Ömrümüz terminal komutlarını ezberlemekle mi geçecek?
  4. Kısıtlı Eklentiler: Ubuntu 10.10 ile bu sorun epey düzeltildi. Ama mp3 dinlemek ve dvd oynatmak için bile birşeyler yüklemek zorunda kalmak epey acı vericiydi.
  5. Koyu Renkler: Demiyoruz ki Windows’un gök maviliği ve çimen yeşillğine geçilsin, ama Ubuntu gerçekten çok karanlık renkleri kullanıyor. Bu gidişle tamamen siyah temayla gelecek önümüzdeki sürümler.
  6. Güncellemeler: Kotasız internet kullanıyorsanız ortada bir sorun yok. Ancak kotalı internet kullanıyor ve harcadığınız her byte için para ödüyorsanız gün aşırı çıkan 50MB’lık güncellemelere gerçekten ihtiyacımız var mı? Linux Kernel versiyonum 2.6.35’e güncellense bana ne kazandırır? Kendisi tam olarak 32MB boyutunda.
  7. Çevrebirimleri: Yazıcı, tarayıcı yada benzeri bir alet takınca kurulumu hep sıkıntı. Linuxçulara sorunca abi biz ne yapalım, donanım üreticileri sürücülerini yazmıyor cevabı. Her iki tarafta kendine göre haklı, eskisine nazaran bu problemde ortadan kalktı sayılır aslında. 🙂
  8. Yazılım: Tamam anladık tamamı bedava. Ama bunların çoğu uyduruk zaten abi, müzik oynatıcı 5 para etmez, adam akıllı bir video editör yok, bedava olsa ne çare?
  9. Web İçerik Filtreleme: Açık ve Özgür kavramlarının çok baskın geldiği bir yerde tabi böyle bir filtreleme bulmak epey zor oluyor. 🙂
  10. Ubuntu Küstahlığı: Evet bir de bu var, Linux kullananların dışındaki insanları birer ezik olarak görüyor bu Ubuntu’cular. Hatta diğer insanları ikiye ayırıyorlar Bill Amca’nın elini öpenler ve Steve’e para bayılanlar diye. Ancak şuda varki bu insanlar sadece kendi özgürlüklerine düşkünlüklerinden böyle düşünüyorlar.

Not: Yukarıda yazdığım maddeler kendi fikirlerim olmamakla beraber dışarıdan Linux’a bakan birisinin Ubuntu ve kullanıcıları hakkındaki genel görüşünü elimden geldiğince yansıtmaya çalıştım. Tarafsız olmayı başarabildiğime emin değilim… 🙂

Blog Yazarlığı Para Eder mi?

Blog açmayı düşünen birçok arkadaşımın kafasında bu soru dolaşıyor, kenarda köşede birşeyler yazıyor olmak bize maddi ve manevi olarak ne kazandırır? Birileri bizi okurda sesimizi duyar mı? Harcadığımız vakit ve paraya değer mi? Aslında bu soruların hepsinin cevabı basit olarak harcadığınız emekle doğru orantılı ancak yine de biraz daha uzun bir şekilde bu konudan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle bu işin maliyeti nedir sorusunun en basit cevabını vermek gerekirse hiç paranız yoksa dahi blogspot.com ve wordpress.com üzerinden alacağınız hesaplar ile bütün olayı bedavaya getirebilirsiniz. Bir adım öteye gidip kendi alan adınızı 10-15 liraya alarak kendi alan adınıza sahip olabilirsiniz ve en son noktada da yılda 20-25 liraya kendi wordpress kurulumunuza ve alan adınıza sahip olabilirsiniz. Bu bahsettiğim miktardaki ücretlerle alacağınız hizmet küçük bir çevre tarafından okunduğunuz sürece size yetecektir. Daha büyük bir kitle takip etmeye başladığındaysa zaten getirisi götürüsünden fazla olacaktır.

Türkçesi: "Bloglamak yada bloglamamak. İşte bütün mesele bu." 🙂

İşin maddi olarak getirisini incelemeye aldığımızdaysa küçük bir blog iseniz tanıtım yazıları ve küçük reklamlar ile yukarıdaki bahsettiğimiz maliyeti karşılar ve üzerine küçük miktarda para kazanabilirsiniz. Tabi bu küçük miktar kimseyi tatmin etmeyecektir ama düzenli olarak içerik eklemediğiniz, yeterli vakti ayırmadığınız bir blogtan daha fazlasını da beklemek yanlış olur.

Her telden birşeyler paylaşılan bir blog yerine, uzmanlık alanınız olan bir konu hakkında birşeyler paylaştığınız ve düzenli olarak güncellediğiniz bir blogtan ise tek başınıza yazıyor dahi olsanız, geçiminizi sağlayabilirsiniz. Türkiye’de bunun örneklerini oluşturan birkaç blog var ama genelde bu yazarlar gazetelere geçiş yapmayı tercih ediyorlar. Hem gelirleri artıyor, hem tanınırlıkları. Bunların yanında tıklanmama korkusundan da bir nebze kurtulmuş oluyorlar ama internet ortamındaki özgürlükleri de bence kayboluyor.

Manevi açıdan kazanabileklerinizi değerlendirirmeye alırsakta, ne zaman neleri getirip, neleri götüreceği hiç belli olmuyor diyebilirim. Farklı arkadaşlıklar edinmenin yanısıra, iş bulmanızı bile sağlayabilirken bildiklerinizi paylaşmanın mutluluğunu da yaşıyorsunuz. Sonuçta bir mum başka bir mumu yakmakla ışığından birşey kaybetmiyor, aksine diğer yaktığı mum sürekli kendisine saygı duyuyor. Aynı zamanda farkında olmadanda olsa kişisel gelişiminize de katkıda bulunmuş oluyorsunuz, çünkü yazanla yazmayanın yazma kapasitesi bir olmuyor. İlk yazdığım yazılardan bu güne dönüp baktığımda kendimi ne kadar geliştirdiğimi görebiliyorum, hala birçok eksiğimin olduğunun da farkındayım ama kenarda eksiğim var diyerek oturursam, düzelmeyeceklerine de eminim.

Bu kadar bahsettikten sonra umarım sizi blog tutmaya ikna edebilmişimdir. 😛 Şaka bir yana verilen hiçbir emeğin karşılıksız kalmayacağına inanan birisi olarak, blog tutmayı eğlenerek geçirilen faydalı bir etkinlik olarak görüyorum. Herkese iyi bloglamalar…

Facebook Olayları – 2

Yazının bir önceki kısmını okumayanlar buradan ulaşabilirler. Şimdi devam edelim. 🙂

3 – Uzanma Oyunu (Lying Down Game)

Bir grup üniversite öğrencisinin öncülük ettiği bu akımda, insalar bir yerlere uzanarak resim çektiriyorlar ve bu resimleri facebook gruplarında paylaşıyorlar. Uzanmak için çok farklı ve ilginç yerleri seçen bu insanların oluşturdukları akım o kada ilgi çektiki bütün dünyada oynayanlar bulundu ve facebook gruplarının şu an 105.000 üyesi bulunuyor.

4 – Bil Bakalım Çantamı Nereye Koyuyorum?

Yine bayanların saçma oyunlarından bir tanesi olarak hafızamda kaldı. Hayır ne gibi bir amacı olabilir ki? Hadi amaçsızlığını geçtim, sadece koydukları yerin ismini yazarak, erkeklere ne acaba bu diye düşündürdüklerini sanmaları onları iyice komik duruma düşürüyordu. Hayır yani, sen nasıl öğreniyorsan böyle birşey olduğunu erkeklerde öğrenebiliyor. 🙂 Ancak bu eylemin kadınların çantalarını nereye koyduğunu merak eden, hırsızlar tarafından başlatıldığını düşünüyorum, şimdi sorsalar facebook profilimdeki kızların yarısı çantasını nereye bırakıyor biliyorum artık… 🙂

Bir de bireysel silahsızlanma diye çığrınırlar, şunun içine bak =))

5 – Boobquake 2010

İngilizcesi olanlar hikayenin ne üzerine geçeceğini anlamışlar bile ancak başlamadan söyleyebilirim ki, içlerinden en saçması ve gereksizi sanırım buydu. 🙂 Bir yerde kendi kendilerini aşağladılar bence ama tabi bu oyun Türk bayanları arasında rabet göremedi. İngilizce bilmeyenlerin neymiş ki bu oyun sorusunun kafalarında dönmeye başladığını biliyorum ama nasıl açıklayacağımı bilemiyorum… Şöyle başlayalım bir belki devamı gelir, geçtiğimiz nisan ayında Indiana’dan bir üniversite öğrencisi blogunda İran’daki “kadınların giyimi depreme sebep oluyor” inancının bilimsel olarak testinin yapılması gerektiğine dair bir yazı paylaştı. Bu yazının üzerine de kadınlar göğüslerinin resimlerini çekerek, profil resimleri yaptılar. 🙂

Etkinlikten bir kolaj. 🙂

Şimdilik facebook olayları üzerine yazmak istediklerim bu kadar ancak gün geçmiyor ki facebook’ta yeni bir olay olmasın. Yarın birgün illaki bir olay olacaktır ve eminim kadınların parmağı yine olacaktır.

Facebook Olayları – 1

Facebook bugüne kadar bayanların sütyen renklerini durumlarında paylaşmasından, üniversite gençlerinin oynadıkları uzanma oyununa kadar birçok ilginç olaya aracılık etti. Normal durumlarda absürd olarak karşılayacağımız veya saklamak isteyeceğimiz bilgileri bu sosyal medya kralı aracılığıyla gönül rahatlığıyla paylaştık. Bu facebook olaylarının unutulmaması için küçük bir liste oluşturdum, bakalım siz bu listedekileri hatırlıyor musunuz?

1) Sütyen Rengi Patlaması

Geçtiğimiz yıl ocak ayında birden facebook durum güncellemelerinde mavi, kırmızı, pembe gibi iletiler görmeye başladık ve tabi ki bu iletileri gönderenler hep bayan kullanıcılardı. 🙂  Evet, bayan kullanıcılar sanal dünyayla sütyen renklerini paylaşıyorlardı. Tabi bu öylesine bir hareket değil, bir kampanyaya destekti. Kampanya meme kanserine dikkat çekmeye çalışıyordu ama kanseri önlemeye yaradı mı şüphelerim var. 🙂 Ayrıca bence bu kampanyayı başlatan arkadaş sadece fazla meraklı bir erkek. 😛

2) Bol Bol Etiketle

Süperman misiniz? Yoksa Batman mi? Bir dönem boyunca farklı arkadaşlarınız tarafından etiketlenmediğiniz karakter kalmamıştır büyük ihtimal. Herhangi bir süper kahraman olabileceğiniz gibi payınıza huysuz şirin de düşebiliyordu tabi ki. 🙂

Birçoklarına buradan ulaşabilirsiniz.

Devamı gelecek… 🙂