Google Chrome ve GNOME-Keyring Anlaşmazlığı

Bu yıl aldığım birçok ders Windows üzerinde çalışan araçları kullanmamı gerektirdiği için Linux’uma daha az uğrar oldum. Vizeler ve ödevlerden nefes alma fırsatım olduğu bir aralıkta geri döndüğümde gelen güncellemeleride yaptıktan sonra birde ne göreyim benim Chromium kaydettiği şifrelerimi hatırlamaz olmuş. Yüzlerce sitenin şifresini ben nasıl aklımda tutayım? Çoğunu hatırlamıyorum bile, Google üzerinden senkronizasyon ile bu sorunu aşıyorum genellikle ama şifrelerim hatırlanmadığı zaman büyük bir sorun oluştu tabiki…

Nasıl üstesinden gelirim diye internette dolaşırken problemin gnome-keyring’le olan ilişkide çıkan sorunlardan kaynaklandığını öğrendim ve çözüm önerisi olarak Chromium’u tamamen kaldırıp tekrar kurmam ve parametre olarak “–password-store=basic” ile başlatırsam bilgisayarımda saklanan şifrelerimin artık şifrelenmeyeceğini ama erişlebilir olacağını öğrendim. Kişisel bilgisayarıma erişimin zaten birkaç kişi ile sınırlı kaldığınıda göz önünde bulundurarak bu yöntemi kullanmaya başladım.

Tekrardan şifrelerimin tarayıcım tarafından hatırlanması güzel bir duygu…

CentOS VPS’e Transmission Kurulumu *Güncellendi*

Elimde uzun zamandır bulunan bir vps’i torrent istemcisi olarak kullanmak istiyordum. Tabi ilk olarak aklıma ssh üzerinden bir torrent istemcisi kullanmak geldi ve google üzerinden onlarca arama yapmama rağmen beni tatmin edebilecek düzeyde bir istemci bulamadım. Sonra araştırma yapmaya devam ederken, halihazırda zaten kullanmakta olduğum transmission’ın GTK arayüzünden çok daha güzel bir web arayüzüne sahip olduğu aklıma gelince neden onu kullanmıyorum diyerek paket yöneticisinde var mı diye baktım. CentOS’çular beni hayal kırıklığına uğratmak için çabalıyor olsalar gerek ki bütün torrent istemcilerini depolarından kaldırmışlar.

Örnek Ekran Görüntüsü
Örnek Ekran Görüntüsü

Kaynak kodundan derleyerek kurma düşüncesine girdim ama bu seferde karşıma çıkan bağlılıklar cileden çıkarmaya yetecek boyutlardaydı. Sağolsun birileri transmission için gerekli depoları oluşturmuş ve bağlılıklarıyla beraber sunuyor. Bu durumda yapmanız gerekenlerin listesi %80 azalıyor. Eğer bir Linux kullanıcısıysanız terminalinizden direk ssh komutuyla vps’inize bağlanabilirsiniz, Windows kullanıcısıysanızda bu işi putty ile gerçekleştirdikten sonra CentOS 5 kullanıcı iseniz

cd /etc/yum.repos.d/

wget http://geekery.altervista.org/geekery-el5.repo

komutlarıyla, CentOS 6 kullanıcısıysanız da

cd /etc/yum.repos.d/ wget http://geekery.altervista.org/geekery-el6.repo

komutlarıyla depolarımızı ekliyoruz. Sonrasında

yum install transmission*

komutunu kullanmanız kurulum için yeterli oluyor. Konsola transmission-daemon yazarak uygulamanın çalışmasını sağlayabilirsiniz. Artık transmission emrinize amade. Çok basit bir kullanıma sahip olan arayüze erişmek için yapmanız gereken tek şeyse http://vpsin-ip-adresi:9091/ yazarak enter tuşuna basmanız.
Bol seed’li günler dilerim… 🙂

Güncel repo adresleri için: http://geekery.altervista.org/dokuwiki/doku.php

Ubuntu 11.04 ve Eclipse Çıkmazı!

İlk çıktığı haftalardan bugüne takip edenlerin bildiği gibi Ubuntu 11.04 kullanıyorum. Genel olarak hoşuma gittiği için bırakasımda gelmiyor ancak Unity’nin beta havasıda arada çıldırtmıyor değil. Hele benim gibi programlamayla iç içe yaşıyorsanız ve bu sizin işinizse Eclipse’de ki scrollbar’ın çıkardığı problemler sizi de çileden çıkarıyordur eminim.

Uzun zamandır bu problemi yaşıyor olmama rağmen ilginç bir şekilde çözüm arayışınada girmemiştim ancak bugün durup niye diretiyorum, eski scrollbarı kullanmanın illa bir yolu vardır, sorunsuz şekle getirilene kadar yenisi, geçip eskisini kullanayım dedim. Biraz geç oldu ama en azından hiç geri adım atmamaktan iyidir.

Benim gibi bu sorunu yaşayan arkadaşlardan işlerini görsünler sorunları düzelsinden çok ben bunu yarın bir gün unuturum diye yazma ihtiyacı hissettiğim bir yazı oldu dersem kimseye yalan söylememiş olurum. 🙂 Lafı uzatmadan söylemek gerekirse “sudo su” ile root olduktan sonra

echo “export LIBOVERLAY_SCROLLBAR=0” >> /etc/X11/Xsession.d/80overlayscrollbars

komutunu verin ve sistemden çıkıp geri geldiğinizde eski scrollbarlar sizi karşılasın. Benim gibi Unity’de direten kaç kişi var bilmiyorum ama diretenlerin işine yarayacak bir çözüm oldu.

 

WordPress CPU Kullanımını Azaltmak

WordPress kullanan birçok insan CPU kullanım değerlerinin yüksek olmasından şikayetçidir. Elbette bunu düşürmenin birçok yolu bulunuyor ve genel bazı öneriler de bulunuyor. Bu genel önerileri sizlerle de paylaşayım ki VPS’inizi büyütmeden önce yada hostunuza şikayette bulunmadan önce bir bunları deneyin istedim.

  • WordPress’inizi her zaman en güncel sürümünde kullanın. Güncellemeler sadece hata düzeltmelerini değil, performans iyileştirmelerini de içeriyor. Güncellemeleri kaçırmamanızda fayda var.
  • Eklentilerinizi güncel tutun. Büyük ihtimalle birçoğu hata düzeltmelerini içeriyordur ancak bazıları hataları da içeriyor olabilir tabi ki. Bu sebeple güncellemeden önce diğer güncelleyenlerin yorumlarına bakmakta da fayda var.
  • Son olarak tema dosyalarınızıda mümkün olduğunca güncel tutun.
  • Bu kadar güncel kalın nasihatından sonra kurmuş olduğunuz eklentilere gerçekten ihtiyacınız olup-olmadığına karar verin. İşlemciyi en çok kullanan öge veritabanı sorgularımız ve her eklenti sayfa oluşumundaki sorgu sayısını arttırıyor diyebilirz.
  • Sadece ihtiyacınız olan eklentileri aktif tutun.
  • WP-SuperCache eklentisini hâlâ kurmamışsanız, ilk işlerinizden birisi olmalı.
  • Kullandığınız bileşen sayısını olabildiğince azaltın.
  • En son olarakta veritabanı sorgularınızı minimum’a indirin. Temanızdaki blog adı gibi sürekli sorgulan değerleri kodun içine girerseniz, her seferinde veritabanından çekmekten kurtulursunuz. Bu şekilde sorguları yarıya yakın azaltabilirsiniz.

Genel ama faydalı olduğunu düşündüğüm bu öneriler umarım işinize yarar…

Doğru İYS’yi Seçme Sorunu! – 2

Gerçekten Bir İYS’ye İhtiyacınız Var mı?

Aslında bu tip yazıları resim olarak paylaşmayı sevmiyorum indekslenmediği için ama daha görsel sunulamazdı heralde. 🙂

Neden İYS Kullanmalıyız?

Genel olarak bakıldığında İYS’ler içerikleri oluşturmayı ve düzenlemeyi basitleştirirler. Geliştiriciler genelde ana amacın bu olduğunu unuturlar. Kendilerini ve müşterilerini daha fazla özellik aramaya iterler. Ancak içerik sadece yazı demek değildir. Kimi zaman bir üyelik sistemi kimi zaman bir iletişim formu olabilir. Önemli olan sağlanan içeriğin kullanım kolaylığıdır.

Ne Yapmalıyız?

Hangi sistemi kullanacağınıza karar vermek tam bir karmaşa olabilir. Ama sitenizin amacının tam olarak neler içerdiğinden eminseniz, aşağıdaki soruları yanıtlayarak hızlı bir seçime gidebilirsiniz.

  • Organizasyonun büyüklüğü nedir?
  • Bütçeniz ne kadar?
  • Sitenizi kaç kişi kullanacak?
  • Aradığınız İYS’nin esnekliği ne kadar önemlidir?
  • İYS hakkında bolca yardım kaynağı var mı?

İşe başlamadan önce bu maddeleri gözününde bulundurursanız, doğru sistemi seçmekte çok zorlanmazsınız.

Devamı gelecek…

WordPress Sitenizin Alan Adını Değiştirelim

Başlık epey uzun oldu ama bu anlamı verecek daha kısa bir başlık aklıma gelmedi malesef… Yukarıda da bahsettiğim herhangi bir alan adına kurmuş olduğunuz olduğunuz WordPress sitenizin herhangi bir nedenle alan adını değiştirmek istediğinizde ne yapmanız gerektiğinden bahsedeceğim. Geçtiğimiz aylarda yaptığım bir WordPress kurulumunda müşterinin isteği doğrultusunda alan adı değişikliğine gidilmesi gerekti, daha önceden ihtiyaç duymadığım için neyle karşılaşacağımın farkında değildim. Ancak alan adını değiştirdikten sonra fark ettim ki sistem adresi veritabanı üzerinden çekerek kullandığı için bir türlü admin girişini gerçekleştiremiyordum. Bu sebeple bir dizi SQL sorgusu çalıştırmam gerekti, benden sonra ihtiyacı olacaklar ve ileride belki tekrar bana lazım olur diyerek paylaşmak istedim.

Konuya dönersek ilk sorgumuzda wp_options tablosundaki adresleri değiştiriyoruz. Bu sorgudan sonra panelden giriş yapabilirsiniz ancak sitenin tam olarak düzgün çalışması için diğer sorguları da yapmak zorundayız.

UPDATE wp_options SET option_value = replace(option_value, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com') WHERE option_name ='home' OR option_name = 'siteurl';

Sorgudaki http://eskiadres.com kısmını veritabanında sitenizin kök dizini nasıl kayıtlıysa o şekilde değiştirmeniz gerekiyor. http://yeniadres.com yerine de yeni alan adınızı yazmanız gerekecek.

UPDATE wp_posts SET guid = replace(guid, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com');

Yukarıdaki sorguylada gönderilerimizin adreslerini düzeltmiş oluyoruz. Son olarakta sitedeki resim gibi ögeleri görünür kılmak için aşağıdaki sorguyu çalıştırmanız gerekiyor.

UPDATE wp_posts SET post_content = replace(post_content, 'http://eskiadres.com' , 'http://yeniadres.com');

Sorguların hepsini tamamladıktan sonra, kontrol panelinizdeki genel ayarlardan Site adresi (URL) kısmını da güncellemeyi unutmayın.

Ubuntu’nun 10 Kötü Tarafı

Ubuntu‘yu sevmek için bir sürü madde sıralayabilirim, en başta Windows olmaması olabilir mesela. Daha da açarsak beleş olması, hızlı olması gibi sıralabilir yada sloganları gibi “Linux for human beings(İnsanlık için linux)” diyebilirim. Hep Linux‘un muhteşem birşey olduğundan bahsettik durdum, kardeşim bunun hiç mi kötü yanı yok diyen arkadaşlar için internette gezerken gördüğüm bir yazıyı kendimce fikirlerimi ekleyerek Türkçeleştirmeye karar verdim. Yazının orjinal şekline buradan ulaşabilirsiniz, bakalım başarabilecekmiyiz…

  1. Diskleri Bağlama: Benim için pek sorun oluşturmasa da, yazının sahibi bundan çok şikayet etmiş. Halbuki gerekli ayarlamalar yapıldığında bu disk bağlama mantığı Windows‘takinden çok farklı olmuyor. Ama sanırım arkadaş fstab ayarlarını yapmadığı için, NTFS biçimindeki bölümleri her açılışta bağlamak zorunda olduğundan yakınmış. Bu konuda herkes bilgi sahibi olmak zorunda olmadığından, bir yerde haklısınız…
  2. Root Olma Durumu: Sürekli bir şifre girme zorunluluğunuz var, evet hepimiz virüssüz ve ultra güvenlikli bu sistemi kullanmaktan çok mutluyuz, ama kendi dosyamızı silmek istediğimizde bile arkadaşım senin şifren nedir demesi bazen bezdirici olabiliyor.
  3. Terminal: Bilgisayarı yaşam tarzı olarak benimsemiş insanlar genelde terminal üzerinde çalışmaktan zevk duyarlar ama son kullanıcıya hitap edilecekse, bu terminal geyiği biraz eskide kalmadı mı? Eski DOS box misali sürekli terminale şunu gir, bunu gir de ne oluyor? Ömrümüz terminal komutlarını ezberlemekle mi geçecek?
  4. Kısıtlı Eklentiler: Ubuntu 10.10 ile bu sorun epey düzeltildi. Ama mp3 dinlemek ve dvd oynatmak için bile birşeyler yüklemek zorunda kalmak epey acı vericiydi.
  5. Koyu Renkler: Demiyoruz ki Windows’un gök maviliği ve çimen yeşillğine geçilsin, ama Ubuntu gerçekten çok karanlık renkleri kullanıyor. Bu gidişle tamamen siyah temayla gelecek önümüzdeki sürümler.
  6. Güncellemeler: Kotasız internet kullanıyorsanız ortada bir sorun yok. Ancak kotalı internet kullanıyor ve harcadığınız her byte için para ödüyorsanız gün aşırı çıkan 50MB’lık güncellemelere gerçekten ihtiyacımız var mı? Linux Kernel versiyonum 2.6.35’e güncellense bana ne kazandırır? Kendisi tam olarak 32MB boyutunda.
  7. Çevrebirimleri: Yazıcı, tarayıcı yada benzeri bir alet takınca kurulumu hep sıkıntı. Linuxçulara sorunca abi biz ne yapalım, donanım üreticileri sürücülerini yazmıyor cevabı. Her iki tarafta kendine göre haklı, eskisine nazaran bu problemde ortadan kalktı sayılır aslında. 🙂
  8. Yazılım: Tamam anladık tamamı bedava. Ama bunların çoğu uyduruk zaten abi, müzik oynatıcı 5 para etmez, adam akıllı bir video editör yok, bedava olsa ne çare?
  9. Web İçerik Filtreleme: Açık ve Özgür kavramlarının çok baskın geldiği bir yerde tabi böyle bir filtreleme bulmak epey zor oluyor. 🙂
  10. Ubuntu Küstahlığı: Evet bir de bu var, Linux kullananların dışındaki insanları birer ezik olarak görüyor bu Ubuntu’cular. Hatta diğer insanları ikiye ayırıyorlar Bill Amca’nın elini öpenler ve Steve’e para bayılanlar diye. Ancak şuda varki bu insanlar sadece kendi özgürlüklerine düşkünlüklerinden böyle düşünüyorlar.

Not: Yukarıda yazdığım maddeler kendi fikirlerim olmamakla beraber dışarıdan Linux’a bakan birisinin Ubuntu ve kullanıcıları hakkındaki genel görüşünü elimden geldiğince yansıtmaya çalıştım. Tarafsız olmayı başarabildiğime emin değilim… 🙂

Blog Yazarlığı Para Eder mi?

Blog açmayı düşünen birçok arkadaşımın kafasında bu soru dolaşıyor, kenarda köşede birşeyler yazıyor olmak bize maddi ve manevi olarak ne kazandırır? Birileri bizi okurda sesimizi duyar mı? Harcadığımız vakit ve paraya değer mi? Aslında bu soruların hepsinin cevabı basit olarak harcadığınız emekle doğru orantılı ancak yine de biraz daha uzun bir şekilde bu konudan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle bu işin maliyeti nedir sorusunun en basit cevabını vermek gerekirse hiç paranız yoksa dahi blogspot.com ve wordpress.com üzerinden alacağınız hesaplar ile bütün olayı bedavaya getirebilirsiniz. Bir adım öteye gidip kendi alan adınızı 10-15 liraya alarak kendi alan adınıza sahip olabilirsiniz ve en son noktada da yılda 20-25 liraya kendi wordpress kurulumunuza ve alan adınıza sahip olabilirsiniz. Bu bahsettiğim miktardaki ücretlerle alacağınız hizmet küçük bir çevre tarafından okunduğunuz sürece size yetecektir. Daha büyük bir kitle takip etmeye başladığındaysa zaten getirisi götürüsünden fazla olacaktır.

Türkçesi: "Bloglamak yada bloglamamak. İşte bütün mesele bu." 🙂

İşin maddi olarak getirisini incelemeye aldığımızdaysa küçük bir blog iseniz tanıtım yazıları ve küçük reklamlar ile yukarıdaki bahsettiğimiz maliyeti karşılar ve üzerine küçük miktarda para kazanabilirsiniz. Tabi bu küçük miktar kimseyi tatmin etmeyecektir ama düzenli olarak içerik eklemediğiniz, yeterli vakti ayırmadığınız bir blogtan daha fazlasını da beklemek yanlış olur.

Her telden birşeyler paylaşılan bir blog yerine, uzmanlık alanınız olan bir konu hakkında birşeyler paylaştığınız ve düzenli olarak güncellediğiniz bir blogtan ise tek başınıza yazıyor dahi olsanız, geçiminizi sağlayabilirsiniz. Türkiye’de bunun örneklerini oluşturan birkaç blog var ama genelde bu yazarlar gazetelere geçiş yapmayı tercih ediyorlar. Hem gelirleri artıyor, hem tanınırlıkları. Bunların yanında tıklanmama korkusundan da bir nebze kurtulmuş oluyorlar ama internet ortamındaki özgürlükleri de bence kayboluyor.

Manevi açıdan kazanabileklerinizi değerlendirirmeye alırsakta, ne zaman neleri getirip, neleri götüreceği hiç belli olmuyor diyebilirim. Farklı arkadaşlıklar edinmenin yanısıra, iş bulmanızı bile sağlayabilirken bildiklerinizi paylaşmanın mutluluğunu da yaşıyorsunuz. Sonuçta bir mum başka bir mumu yakmakla ışığından birşey kaybetmiyor, aksine diğer yaktığı mum sürekli kendisine saygı duyuyor. Aynı zamanda farkında olmadanda olsa kişisel gelişiminize de katkıda bulunmuş oluyorsunuz, çünkü yazanla yazmayanın yazma kapasitesi bir olmuyor. İlk yazdığım yazılardan bu güne dönüp baktığımda kendimi ne kadar geliştirdiğimi görebiliyorum, hala birçok eksiğimin olduğunun da farkındayım ama kenarda eksiğim var diyerek oturursam, düzelmeyeceklerine de eminim.

Bu kadar bahsettikten sonra umarım sizi blog tutmaya ikna edebilmişimdir. 😛 Şaka bir yana verilen hiçbir emeğin karşılıksız kalmayacağına inanan birisi olarak, blog tutmayı eğlenerek geçirilen faydalı bir etkinlik olarak görüyorum. Herkese iyi bloglamalar…

Facebook Olayları – 2

Yazının bir önceki kısmını okumayanlar buradan ulaşabilirler. Şimdi devam edelim. 🙂

3 – Uzanma Oyunu (Lying Down Game)

Bir grup üniversite öğrencisinin öncülük ettiği bu akımda, insalar bir yerlere uzanarak resim çektiriyorlar ve bu resimleri facebook gruplarında paylaşıyorlar. Uzanmak için çok farklı ve ilginç yerleri seçen bu insanların oluşturdukları akım o kada ilgi çektiki bütün dünyada oynayanlar bulundu ve facebook gruplarının şu an 105.000 üyesi bulunuyor.

4 – Bil Bakalım Çantamı Nereye Koyuyorum?

Yine bayanların saçma oyunlarından bir tanesi olarak hafızamda kaldı. Hayır ne gibi bir amacı olabilir ki? Hadi amaçsızlığını geçtim, sadece koydukları yerin ismini yazarak, erkeklere ne acaba bu diye düşündürdüklerini sanmaları onları iyice komik duruma düşürüyordu. Hayır yani, sen nasıl öğreniyorsan böyle birşey olduğunu erkeklerde öğrenebiliyor. 🙂 Ancak bu eylemin kadınların çantalarını nereye koyduğunu merak eden, hırsızlar tarafından başlatıldığını düşünüyorum, şimdi sorsalar facebook profilimdeki kızların yarısı çantasını nereye bırakıyor biliyorum artık… 🙂

Bir de bireysel silahsızlanma diye çığrınırlar, şunun içine bak =))

5 – Boobquake 2010

İngilizcesi olanlar hikayenin ne üzerine geçeceğini anlamışlar bile ancak başlamadan söyleyebilirim ki, içlerinden en saçması ve gereksizi sanırım buydu. 🙂 Bir yerde kendi kendilerini aşağladılar bence ama tabi bu oyun Türk bayanları arasında rabet göremedi. İngilizce bilmeyenlerin neymiş ki bu oyun sorusunun kafalarında dönmeye başladığını biliyorum ama nasıl açıklayacağımı bilemiyorum… Şöyle başlayalım bir belki devamı gelir, geçtiğimiz nisan ayında Indiana’dan bir üniversite öğrencisi blogunda İran’daki “kadınların giyimi depreme sebep oluyor” inancının bilimsel olarak testinin yapılması gerektiğine dair bir yazı paylaştı. Bu yazının üzerine de kadınlar göğüslerinin resimlerini çekerek, profil resimleri yaptılar. 🙂

Etkinlikten bir kolaj. 🙂

Şimdilik facebook olayları üzerine yazmak istediklerim bu kadar ancak gün geçmiyor ki facebook’ta yeni bir olay olmasın. Yarın birgün illaki bir olay olacaktır ve eminim kadınların parmağı yine olacaktır.

Facebook Olayları – 1

Facebook bugüne kadar bayanların sütyen renklerini durumlarında paylaşmasından, üniversite gençlerinin oynadıkları uzanma oyununa kadar birçok ilginç olaya aracılık etti. Normal durumlarda absürd olarak karşılayacağımız veya saklamak isteyeceğimiz bilgileri bu sosyal medya kralı aracılığıyla gönül rahatlığıyla paylaştık. Bu facebook olaylarının unutulmaması için küçük bir liste oluşturdum, bakalım siz bu listedekileri hatırlıyor musunuz?

1) Sütyen Rengi Patlaması

Geçtiğimiz yıl ocak ayında birden facebook durum güncellemelerinde mavi, kırmızı, pembe gibi iletiler görmeye başladık ve tabi ki bu iletileri gönderenler hep bayan kullanıcılardı. 🙂  Evet, bayan kullanıcılar sanal dünyayla sütyen renklerini paylaşıyorlardı. Tabi bu öylesine bir hareket değil, bir kampanyaya destekti. Kampanya meme kanserine dikkat çekmeye çalışıyordu ama kanseri önlemeye yaradı mı şüphelerim var. 🙂 Ayrıca bence bu kampanyayı başlatan arkadaş sadece fazla meraklı bir erkek. 😛

2) Bol Bol Etiketle

Süperman misiniz? Yoksa Batman mi? Bir dönem boyunca farklı arkadaşlarınız tarafından etiketlenmediğiniz karakter kalmamıştır büyük ihtimal. Herhangi bir süper kahraman olabileceğiniz gibi payınıza huysuz şirin de düşebiliyordu tabi ki. 🙂

Birçoklarına buradan ulaşabilirsiniz.

Devamı gelecek… 🙂