Etiket arşivi: Bile

Google Chrome ve GNOME-Keyring Anlaşmazlığı

Bu yıl aldığım birçok ders Windows üzerinde çalışan araçları kullanmamı gerektirdiği için Linux’uma daha az uğrar oldum. Vizeler ve ödevlerden nefes alma fırsatım olduğu bir aralıkta geri döndüğümde gelen güncellemeleride yaptıktan sonra birde ne göreyim benim Chromium kaydettiği şifrelerimi hatırlamaz olmuş. Yüzlerce sitenin şifresini ben nasıl aklımda tutayım? Çoğunu hatırlamıyorum bile, Google üzerinden senkronizasyon ile bu sorunu aşıyorum genellikle ama şifrelerim hatırlanmadığı zaman büyük bir sorun oluştu tabiki…

Nasıl üstesinden gelirim diye internette dolaşırken problemin gnome-keyring’le olan ilişkide çıkan sorunlardan kaynaklandığını öğrendim ve çözüm önerisi olarak Chromium’u tamamen kaldırıp tekrar kurmam ve parametre olarak “–password-store=basic” ile başlatırsam bilgisayarımda saklanan şifrelerimin artık şifrelenmeyeceğini ama erişlebilir olacağını öğrendim. Kişisel bilgisayarıma erişimin zaten birkaç kişi ile sınırlı kaldığınıda göz önünde bulundurarak bu yöntemi kullanmaya başladım.

Tekrardan şifrelerimin tarayıcım tarafından hatırlanması güzel bir duygu…

Rus Çarpması

Rus kelimesi geçince hemen aklınıza Rus kızları gelmesin, konumuzun hiç alakası yok. 🙂 Rusların başarılı oldukları bir alan olan matematikten bahsediyoruz. Yememiş içmemiş çarpma için ilginç bir algoritma bulmuşlar, adına da Russian Peasant Algorithm demişler. Adamların köylüsünün bile matematiği kuvvetli, yapacak birşey yok… 🙂 Bu dönem nümerik dersini aldığım içinde kendileri karşıma çıktılar. Algoritma karmaşık değil sonuç olarak yazdığım kodda karmaşık değil ancak yine de benden sonrakilerin elinde örnek kod bulunsun diyerek kendi yazdıklarımı paylaşmak istedim. Hem C hemde Fortran dilinde yazdığım kodun algoritması basit. Program verilen 2 sayıdan birincisini 2 ile çarparken ikincisini 2’ye bölüyor. İkincisinin tek olduğu satırlardaki birinci sayıları toplayarak sonuca ulaşıyor. Buyrun kodlarımız;

#include 

main(){

int i=0,j=0,result=0;

printf("Please write two number for multiplication. (Please leave a space between numbers)\n");

scanf("%d %d", &i,&j);

printf("First number is %d\nSecond number is %d\n", i,j);

while(j>=1){

	if(j%2 != 0)
		result = result + i;

	i = i*2;
	j = j/2;

	printf("Now First number is %d Second number is %d\n", i,j);
}

printf("Result is %d\n", result);
}

Bu da Fortran 90 ile yazılmış şekli;

PROGRAM peasant

	implicit none

! Here, i is the first number and j is the second number for multiplication
! And k will hold result

	integer i, j, k
! We initialized k to 0.
	k=0

	print *, ' This program multiply 2 integer numbers'
	print *, ' Type them in now separated by a comma or space'
! We read i and j from console
	READ *,i,j
! In this while loop, we aplied Russian Peasent Algorithm
	DO WHILE(j>=1)

		IF (mod(j,2)/=0) k = k + i

		i = i*2;
		j = j/2;
! End of While loop
	END DO
! Prints the result to screen
	print *, 'The multiplication is ', k
END

Fortran olanı ödev olarak teslim edildiği için yorumlarada sahip, yukarıda fazlasıyla açıklama yazdığım ve kod basit olduğu için yorumları eklemedim, sormak istediğiniz birşey olursa bu yazıya yorum yaparak sorabilirsiniz. Umarım işinizi görür…

Ubuntu’nun 10 Kötü Tarafı

Ubuntu‘yu sevmek için bir sürü madde sıralayabilirim, en başta Windows olmaması olabilir mesela. Daha da açarsak beleş olması, hızlı olması gibi sıralabilir yada sloganları gibi “Linux for human beings(İnsanlık için linux)” diyebilirim. Hep Linux‘un muhteşem birşey olduğundan bahsettik durdum, kardeşim bunun hiç mi kötü yanı yok diyen arkadaşlar için internette gezerken gördüğüm bir yazıyı kendimce fikirlerimi ekleyerek Türkçeleştirmeye karar verdim. Yazının orjinal şekline buradan ulaşabilirsiniz, bakalım başarabilecekmiyiz…

  1. Diskleri Bağlama: Benim için pek sorun oluşturmasa da, yazının sahibi bundan çok şikayet etmiş. Halbuki gerekli ayarlamalar yapıldığında bu disk bağlama mantığı Windows‘takinden çok farklı olmuyor. Ama sanırım arkadaş fstab ayarlarını yapmadığı için, NTFS biçimindeki bölümleri her açılışta bağlamak zorunda olduğundan yakınmış. Bu konuda herkes bilgi sahibi olmak zorunda olmadığından, bir yerde haklısınız…
  2. Root Olma Durumu: Sürekli bir şifre girme zorunluluğunuz var, evet hepimiz virüssüz ve ultra güvenlikli bu sistemi kullanmaktan çok mutluyuz, ama kendi dosyamızı silmek istediğimizde bile arkadaşım senin şifren nedir demesi bazen bezdirici olabiliyor.
  3. Terminal: Bilgisayarı yaşam tarzı olarak benimsemiş insanlar genelde terminal üzerinde çalışmaktan zevk duyarlar ama son kullanıcıya hitap edilecekse, bu terminal geyiği biraz eskide kalmadı mı? Eski DOS box misali sürekli terminale şunu gir, bunu gir de ne oluyor? Ömrümüz terminal komutlarını ezberlemekle mi geçecek?
  4. Kısıtlı Eklentiler: Ubuntu 10.10 ile bu sorun epey düzeltildi. Ama mp3 dinlemek ve dvd oynatmak için bile birşeyler yüklemek zorunda kalmak epey acı vericiydi.
  5. Koyu Renkler: Demiyoruz ki Windows’un gök maviliği ve çimen yeşillğine geçilsin, ama Ubuntu gerçekten çok karanlık renkleri kullanıyor. Bu gidişle tamamen siyah temayla gelecek önümüzdeki sürümler.
  6. Güncellemeler: Kotasız internet kullanıyorsanız ortada bir sorun yok. Ancak kotalı internet kullanıyor ve harcadığınız her byte için para ödüyorsanız gün aşırı çıkan 50MB’lık güncellemelere gerçekten ihtiyacımız var mı? Linux Kernel versiyonum 2.6.35’e güncellense bana ne kazandırır? Kendisi tam olarak 32MB boyutunda.
  7. Çevrebirimleri: Yazıcı, tarayıcı yada benzeri bir alet takınca kurulumu hep sıkıntı. Linuxçulara sorunca abi biz ne yapalım, donanım üreticileri sürücülerini yazmıyor cevabı. Her iki tarafta kendine göre haklı, eskisine nazaran bu problemde ortadan kalktı sayılır aslında. 🙂
  8. Yazılım: Tamam anladık tamamı bedava. Ama bunların çoğu uyduruk zaten abi, müzik oynatıcı 5 para etmez, adam akıllı bir video editör yok, bedava olsa ne çare?
  9. Web İçerik Filtreleme: Açık ve Özgür kavramlarının çok baskın geldiği bir yerde tabi böyle bir filtreleme bulmak epey zor oluyor. 🙂
  10. Ubuntu Küstahlığı: Evet bir de bu var, Linux kullananların dışındaki insanları birer ezik olarak görüyor bu Ubuntu’cular. Hatta diğer insanları ikiye ayırıyorlar Bill Amca’nın elini öpenler ve Steve’e para bayılanlar diye. Ancak şuda varki bu insanlar sadece kendi özgürlüklerine düşkünlüklerinden böyle düşünüyorlar.

Not: Yukarıda yazdığım maddeler kendi fikirlerim olmamakla beraber dışarıdan Linux’a bakan birisinin Ubuntu ve kullanıcıları hakkındaki genel görüşünü elimden geldiğince yansıtmaya çalıştım. Tarafsız olmayı başarabildiğime emin değilim… 🙂

Facebook Olayları – 2

Yazının bir önceki kısmını okumayanlar buradan ulaşabilirler. Şimdi devam edelim. 🙂

3 – Uzanma Oyunu (Lying Down Game)

Bir grup üniversite öğrencisinin öncülük ettiği bu akımda, insalar bir yerlere uzanarak resim çektiriyorlar ve bu resimleri facebook gruplarında paylaşıyorlar. Uzanmak için çok farklı ve ilginç yerleri seçen bu insanların oluşturdukları akım o kada ilgi çektiki bütün dünyada oynayanlar bulundu ve facebook gruplarının şu an 105.000 üyesi bulunuyor.

4 – Bil Bakalım Çantamı Nereye Koyuyorum?

Yine bayanların saçma oyunlarından bir tanesi olarak hafızamda kaldı. Hayır ne gibi bir amacı olabilir ki? Hadi amaçsızlığını geçtim, sadece koydukları yerin ismini yazarak, erkeklere ne acaba bu diye düşündürdüklerini sanmaları onları iyice komik duruma düşürüyordu. Hayır yani, sen nasıl öğreniyorsan böyle birşey olduğunu erkeklerde öğrenebiliyor. 🙂 Ancak bu eylemin kadınların çantalarını nereye koyduğunu merak eden, hırsızlar tarafından başlatıldığını düşünüyorum, şimdi sorsalar facebook profilimdeki kızların yarısı çantasını nereye bırakıyor biliyorum artık… 🙂

Bir de bireysel silahsızlanma diye çığrınırlar, şunun içine bak =))

5 – Boobquake 2010

İngilizcesi olanlar hikayenin ne üzerine geçeceğini anlamışlar bile ancak başlamadan söyleyebilirim ki, içlerinden en saçması ve gereksizi sanırım buydu. 🙂 Bir yerde kendi kendilerini aşağladılar bence ama tabi bu oyun Türk bayanları arasında rabet göremedi. İngilizce bilmeyenlerin neymiş ki bu oyun sorusunun kafalarında dönmeye başladığını biliyorum ama nasıl açıklayacağımı bilemiyorum… Şöyle başlayalım bir belki devamı gelir, geçtiğimiz nisan ayında Indiana’dan bir üniversite öğrencisi blogunda İran’daki “kadınların giyimi depreme sebep oluyor” inancının bilimsel olarak testinin yapılması gerektiğine dair bir yazı paylaştı. Bu yazının üzerine de kadınlar göğüslerinin resimlerini çekerek, profil resimleri yaptılar. 🙂

Etkinlikten bir kolaj. 🙂

Şimdilik facebook olayları üzerine yazmak istediklerim bu kadar ancak gün geçmiyor ki facebook’ta yeni bir olay olmasın. Yarın birgün illaki bir olay olacaktır ve eminim kadınların parmağı yine olacaktır.

Karartma Günleri

Bir zindanda koy ver beni
Karartma günleri geçer gider

Bir kurşunla çek vur beni
Kanım diner, yaram geçer gider
Sen gitme ben yalnız
Geçmez gün göz göre göre
Bin pişman, bir düşman
Zaman hep yüz bula bula
Sevensiz, soransız,
Ben sensiz ah bile bile
Kalır, meçhul olurum.

[jwplayer mediaid=”426″]

Bu Bahar Aşka Hazır

her yağış bir başka kalkışmaya gönüllü
ve kim neye erse bu geçişte
bir tomurcuk bir gözyaşı mutluluk işte
her bahar arifesinde korkulu bir kimsesiz gecenin
aklım elim yüreğim kirişte hep biraz korku biraz yalan telefon
seslerinde . . . . .

ya yine boş koridor ıslaklığıysa ve beton efesi
bütün fakir çocukluklarda . . . .

ama herşey sırasını beklerken
mukaddes bir kuytuda
senden umut kesenin hüzün kesesinde bir yavru
herhangi bir anne kadar kanguru

işte bahar işte sevda işte tomurcuk bir bakıma
ağzım mavi ıslaklığının uçurumunda
rüyayla gerçeğin arafında
hep iyinin aşkın tarafında

ve
değmediğim yerin kalmayıncaya
bu bahar sonsuza tomurcuklanmaya
ben sana sen çatlak bir anadoluyu kucaklamaya
bu bahar aşk için hazır
hazır vazgeçmeye
adının bile baş harflerinden
kayıtsız bir sarhoşluğun her gün erkenden sabah oluşundan
her şeyi biraz şakalaştıran bakışından
şakadan başka izahı olmayan bu kalp ağrısından

ve
bahanesi bir yürek
bir et
bir bedenin içine girmek !

hazır bu bahar
akılsız ! bir yeşermenin şahane hasadına
hazır nur topu bir yaşama sevincini kundaklamaya . . . .

unutma baharda çiçek olan
meyvedir yaza . . . .
bu erik tanesi bu şakacı bahar çiçeği
her dem taze kalsa . . .

[jwplayer config=”Custom Player” mediaid=”705″]